Davet ve Tebliğ, İslam, Kur’an ve Sünnet, Liste

Şirki Anlamaya Yönelik 4 Prensip

Rahman ve Rahim olan Allah’ı adıyla.

Rabbimiz, Zariyat Suresi’nin 56. ayetinde insanları ve cinleri yalnızca kendisine ibadet etmeleri için yarattığını söylüyor. Bizler bu ibadette Rabbimizi birlemedikçe, ibadeti O’na has kılmadıkça da yaptığımız ‘ibadet’ olarak isimlendirilmez. İbadete şirk karıştığı zaman ameller iptal olur, Allah ahirette kendisine şirk ile geleni affetmez:

”Elbette Allah; kendisine şirk koşulmasını bağışlamaz. Bundan başkasını dilediğine bağışlar. Kim, Allah’a şirk koşarsa; çok uzak bir dalalete düşmüş olur.” (Nisa Suresi/116)

Dolasıyla şirkin ne olduğunu anlamamız, ondan kaçınmamız ve onun zıddı olan tevhidi iyice kavramamız için bizim için önceliklidir. Bunu da Allah’ın kitabından çıkarılmış dört prensip ile kavrayabiliriz:

1. Müşriklerin Allah İnancı Nasıldı?

Öncelikle bilmeliyiz ki, Peygamberimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) kendileriyle savaştığı müşrikler, Allah’ın rızık verici, yaratıcı, tüm işleri çeviren olduğuna inanıyorlardı. Bu inançları ise onları İslam’a sokmadı. Aşağıdaki ayetler buna yönelik delillerdir:

”Andolsun, eğer onlara, ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan, mutlaka ‘Allah’ derler. De ki, ‘Hamd Allah’a mahsustur.’ Fakat onların çoğu bilmezler.” (Lokman Suresi/25)

”Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, “Allah” derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?” (Zuhruf Suresi/87)

”Andolsun, onlara, ‘Gökleri ve yeri kim yarattı?’ diye sorsan, mutlaka, ‘Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen (Allah) yarattı’ diyeceklerdir.” (Zuhruf Suresi/9)

”Andolsun, eğer onlara, ‘Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı hizmetinize kim verdi?’ diye soracak olsan mutlaka, ‘Allah’ diyeceklerdir. O halde nasıl(haktan) döndürülüyorlar?” (Ankebut Suresi/61)

”De ki: ‘Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hakimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor?’ ‘Allah’ diyecekler. De ki: ‘O halde Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?’.” (Yunus Suresi/31)

el-Hâfız İmâm İbn Kesîr (rahimehullah) Ankebut Suresi 61. ayet ve devamındaki ayetlerin tefsirinde şunları söyler: ”Yüce Allah, kendisinden başka hak ilah olmadığını ikrar ettirmektedir. Çünkü O’nun yanı sıra başkasına da ibadet etmekte olan müşrikler; gökleri, yeri, güneşi ve ayı yaratmada, geceyi ve gündüzü boyun eğdirmede O’nun müstakil olduğunu; yine, O’nun yaratan ve kullarının rızıklarını veren, birbirlerinden farklı olarak ecellerini ve rızıklarını takdir eden, kimini kiminden üstün kılan olduğunu itiraf ediyorlardı. Kullarından kimisi zengin kimisi fakirdir. Şüphesiz O, kullarından her biri hakkında, neyin daha münasip olduğunu bilir. Kimin zenginliği, kimin de fakirliği hak ettiğini bilir. Allah varlık alemini yaratmada müstakil ve onu idare etmede tek olduğunu vurgulamıştır. Madem ki durum böyle, o halde neden O’ndan başkasına ibadet edilir? Neden O’ndan başkasına tevekkül edilir? Egemenlik ve hükümranlıkta vahid/tek olduğu gibi ibadetinde de vahid/tek olmalıdır. Yüce Allah, uluhiyyeti takrir ettiği pek çok makamda, rububiyyet tevhidinin itiraff edildiğini zikreder. Zaten müşrikler de bu hususu itiraf etmekteydiler.” [1]

2. Peki Neden O'ndan Başkasına İbadet Ediyorlardı?

Allah’a bu fiillerinde iman eden müşrikler, böyle olduğu halde neden Allah’ın dışındaki bazı şeylere ibadet ediyorlardı? Şu iki sebepten dolayı: Allah’a daha çok yakınlaşmak ve bu tapındıklarının Allah katında kendileri için şefaatçi olmaları için.

Yakınlaşmak için bunu yaptıklarının delili şu ayettir:

”İyi bilin ki, halis din yalnız Allah’ındır. Onu bırakıp da başka dostlar edinenler, ‘Biz onlara sadece, bizi Allah’a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz’ diyorlar. Şüphesiz Allah ayrılığa düştükleri şeyler konusunda aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez.”

Şefaatin delili ise şu ayettir:

”Allah’ı bırakıp, kendilerine ne zarar, ne de fayda verebilecek şeylere tapıyorlar ve ‘İşte bunlar Allah katında bizim şefaatçılarımızdır’ diyorlar. De ki: ‘Siz, Allah’a göklerde ve yerde onun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz!? O, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır, yücedir.’ .” (Yunus Suresi/18)

el-Hâfız İbn Kesîr (rahimehullah) Zümer Suresi’nin 2. ayetinin tefsirinde şunları söyler: ”Allah (azze ve celle), putlara ibadet eden müşriklerden haber vermekte ve şöyle dediklerini bildirmektedir: ”Biz onlara ancak bizi Allah’ın yakınlığına yaklaştırsınlar diye ibâdet ediyoruz.”  Yani, kendi batıl zanlarına göre, mukarreb melekler suretinde edindikleri putlara yöneliyor ve onlara yaptıkları ibadeti böyle gerekçelendiriyorlardı. Bu suretlere ibadet ediyor, bunu da meleklere ibadet sayıyorlardı. Yardıma mazhar olmaları, rızıklanmaları ve diğer dünyevi ihtiyaçları için, onların Allah katında kendileri için şefaatlerini/aracılıkta bulunmalarını istiyorlardı. Ahirete gelince, [onların ahiret şefaatini ümit etmeleri olamazdı, çünkü] zaten onu inkâr ediyor, küfrediyorlardı. Katâde, Suddî, Mâlik; Zeyd ibni Eslem ve İbn Zeyd’den naklederek: ”Bizi Allah’ın ya- kınlığına yaklaştırsınlar diye” buyruğu hakkında şöyle demektedirler: Yani, bize şefaat etsinler ve bizi Allah katında bir makama yaklaştırsınlar. İşte bundan dolayı, Cahiliyye döneminde yaptıkları Hacc esnasında, söyledikleri telbiyede şöyle demekteydiler: “Buyur! Emret ey Allah’ım! Hem kendisine hem de sahip olduklarına sahip olduğun, sana ait bir ortak dışında senin ortağın yoktur.” Eski ve yeni tüm zaman birimlerinde müşriklerin kendisine dayandıkları şüphe işte budur! Rasuller (Allah’ın salat ve selamı hepsinin üzerine olsun) bunu reddetmek, ondan nehyetmek, bir ve tek olan hiçbir ortağı bulunmayan Allah’ı ibadette birlemeye davet etmek üzere gönderildiler. Bu şüphe müşriklerin kendiliklerinden icat ettikleri bir şeydir. Yoksa Allah, asla ona izin vermiş değildir ve bundan razı da değildir. Tam aksine ona buğzetmiş ve ondan nehyetmiştir.” [2]

3. Allah'a Yakınlaşmak İçin Nelere İbadet Ediyorlardı?

Kimileri güneşe ve aya, kimileri meleklere, kimileri peygamberlere ve  salihlere tapınıyorlardı.

Güneşe ve aya tapındıklarının delili şu ayettir:

”Gece, gündüz, güneş ve ay Allah’ın varlığının delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer gerçekten Allah’a kulluk ediyorsanız, onları yaratan Allah’a secde edin.” (Fussilet Suresi/37)

Meleklere ibadet ettiklerinin delili şu ayetlerdir:

”O gün Allah, onları hep birlikte mahşere toplayacak, sonra meleklere: ‘Şunlar size mi tapıyorlardı?’ diyecektir. Onlar da: ‘Seni tenzih ederiz. Bizim onlara karşı sığınacak velimiz sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmışlardı.’ diyecekler.” (Sebe Suresi/40-41)

Peygamberlere ibadet ettiklerinin delili şu ayettir:

”Ve Allah demişti ki: ‘Ey Meryemoğlu İsa, sen mi insanlara: ‘Beni ve annemi, Allah’tan başka iki tanrı edinin’ dedin?’. ‘Haşa, dedi, sen yücesin, benim için gerçek olmayan birşeyi söylemem bana yakışmaz. Eğer demiş olsam, sen bunu bilirsin, sen benim nefsimde olanı bilirsin, ben ise senin nefsinde olanı bilmem, çünkü gaybları bilen yalnız sensin, sen!’.” (Maide Suresi/116)

Salih kimselere ibadet ettiklerinin delili şu ayetlerdir:

”De ki: ‘Allah’tan başka, ilah olduğunu sandığınız şeyleri çağırın, size yardım etsinler. Onlar, ne sizden sıkıntıyı kaldırabilirler, ne de değiştirebilirler.’ Onların yalvardıkları da, Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar. Ve O’nun merhametini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı korkunçtur.” (İsra Suresi/56-57)

el-Hâfız İbn Kesîr (rahimehullah) bu ayetin tefsirinde şunları söyler: “Onların yalvarıp durdukları o kimseler” ayeti hakkında Avfî, İbn Abbâs’tan naklederek şöyle der: Şirk ehli: Biz meleklere, Mesîh’e ve Uzeyr’e ibadet ediyoruz diyorlardı. Onlar bunlara, yani meleklere, Mesîh’e ve Uzeyr’e yalvarıyorlardı. Bu buyruk hakkında İmâm Buhârî rahimehullah Abdullah b. Mes‘ûd’dan şöyle dediğini rivayet etmiştir: Cinlerden bir topluluk onlara ibadet ediyorlardı. Sonra Müslüman oldular. Diğer bir rivayette şöyle demiştir: İnsanlardan bir topluluk cinlerden bir topluluğa ibadet ediyorlardı. Cinler Müslüman oldular onlar ise dinlerine bağlı kalmaya devam ettiler.” [3]

4. Müşrikler Zor Durumda Kalınca Ne Yapıyorlardı?

Mekkeli müşrikler, zor durumda kaldıklarında tüm aracıları unutarak doğrudan Allah’tan talep ediyorlardı. Bugün ise maalesef bazıları bu durumda dahi Allah’tan başkasına yalvarıyorlar. Bunun delili şu ayetlerdir:

”Gemiye bindikleri zaman dini Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Onları kurtarıp karaya çıkardığı zaman ise bir de bakarsın ki, Allah’a ortak koşuyorlar.” (Ankebut Suresi/65)

”Öyle ki gemilerle denize açıldığınız ve gemilerinizin içindekilerle birlikte uygun bir rüzgarla seyrettiği, yolcuların da bununla sevindikleri bir sırada ona şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan dalgalar onlara hücum eder de çepeçevre kuşatıldıklarını anlayınca dini Allah’a has kılarak ‘Andolsun, eğer bizi bundan kurtarırsan, mutlaka şükredenlerden olacağız’ diye Allah’a yalvarırlar.” (Lokman Suresi/22)

Bu dört prensibi iyice kavrayan ve bunun üzerine araştırmalar yapan kimse, şirkin hakikatini anlamaya yönelik önemli bir adım atmış olacaktır inşaallah. Rabbimiz bizlere O’nu hakkıyla birlemeyi, şirkten tamamen beri olmayı bizlere nasip etsin. Salat ve selam Nebimiz Muhammed’e, ailesine ve ashabına olsun.

Kaynaklar

[1] el-Misbâhu’l-Munîr Fî Tehzîbi Tefsîri İbni Kesîr, ilgili ayetin tefsiri.
[2] el-Misbâhu’l-Munîr.
[3] el- Misbâhu’l-Munîr Fî Tehzîbi Tefsîri İbni Kesîr, ilgili ayetin tefsiri. 

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>