Haber

Peygamberimizin Naaşının Çalınmaya Kalkışılması

hz muhammed peygamberimizKaynaklarda yazdığına göre Mağrib (Fas) müşriklerinden (putataparlardan) iki kişinin, Hz Muhammed’in (sallallahu aleyhi ve sellem) naaşını kaçırmaya çalışıp Mağrib’e götürme girişiminin son anda farkedilip engellendiğini biliyor muydunuz? Bu 557 Hicrî (1161 M.) yaşanmış o olaydır…

Allah Tealâ sevgili Peygamberimizi hayatında insanların kötülüklerinden koruduğu gibi vefatından sonra da O’nun mübarek vücudunu korumuştur. Şimdi anlatacağımız tarihi bir olay bunun açık delilidir. Şöyle ki:

Hıristiyanlar Peygamberimizin mübarek vücudunu kabrinden kaçırıp Avrupa’ya getirmek üzere iki kişiyi görevlendirdiler. Bu kişiler Müslüman kıyafetine bürünerek güya Hac yapmak için yola çıktılar. Peygamberimizi ziyaret etmek bahanesiyle de Medine’ye vardılar ve Mescid-i Nebi’nin kıble tarafında Peygamberimizin kabrine çok yakın bir eve yerleştiler.

Bunlar, namazları mescidde kılıp Peygamberimizin kabrini ziyaret ediyorlar, her sabah Baki Kabristanı’na cumartesi günleri de Kuba mescidine gidiyorlardı.

Kılık kıyafetleri ve fakirlere yaptıkları yardımlarla halkın güvenini kazanmayı başaran bu kişiler, Peygamberimizin mübarek vücudunu kaçırmak için geceleri bulundukları evden Peygamberimizin kabrine doğru gizlice tünel kazmaya başladılar. Buradan çıkan toprakları torbalara doldurarak kabirleri ziyaret bahanesiyle Baki kabristanına döküyorlardı. Böylece devam ederek kazdıkları tünel Peygamberimizin kabrine iyice yaklaştı. Peygamberimiz için çok büyük bir tehlike olan bu durumdan ise halkın haberi yoktu.

İşte tam bu sırada, adaletli hükümdar olarak tanınan ve haçlılara karşı başarılı savaşlar yapan Ortaçağ İslâm tarihinin parlak siması Selçuklu Atabeyi Nurettin Mahmut Zengi Aksungur (1146-1174) her zaman olduğu gibi yine bir gece teheccüd namazını kılıp yatmıştı ki, rüyada Peygamberimizi gördü. Peygamberimiz ona iki sarışın yüzlü adamı göstererek:

“Ey Nurettin! Beni bunlardan kurtar!” dedi.

Gördüğü bu rüya üzerine feryat ederek uyandı. Abdest alıp namaz kıldıktan sonra yattı. Yine aynı rüyayı gördü. Yine feryat ederek uyandı. O gece aynı rüyayı üçüncü defa görünce kalktı ve iyi bir insan olan veziri Cemalettin Mavsili’yi yanına çağırdı, gördüğü rüyayı anlattı. İstişare ederek Medine’ye gitmeye karar verdiler. Kimseye duyurmadan hükümdar, veziri ile beraber yirmi süvari ve pek çok eşya ile Şam’dan yola çıktılar. Gece gündüz devam ederek 16 günde Medine’ye vardılar.

Hükümdar, abdest alıp Mescid-i Nebi’ye girerek iki rekat namaz kıldı ve Peygamberimizi ziyaret etti. Medine halkı hükümdarın yanına toplanmıştı.

Vezir; “Hükümdar, Peygamberimizi ziyaret maksadıyla gelmiş, yanında da sizlere hediye getirmiştir. Medinelilerin isimlerini yazın” dedi. Onlar da bütün Medinelilerin isimlerini yazdılar. Bu isimlere göre herkes gelip hükümdardan hediyesini almaya başladı. Bundan maksat; Peygamberimizin, rüyada: “Beni bunlardan kurtar” dediği o iki kişiyi tanıyıp tespit etmekti. Bunun için hediyeleri hükümdarın huzuruna gelerek alıyorlar, bu esnada hükümdar gelenlere dikkatle bakıyordu.

Herkes hediyelerini aldı. İsim listeleri bitti. Fakat hükümdar bu gelenler arasında Peygamberimiz tarafından rüyada kendisine gösterilen iki kişiyi göremedi.

Bunu üzerine; “Hediye almayan kimse kaldı mı?” diye sordu. Orada bulunanlar dedi ki:

“Kimse kalmadı. Ancak Endülüs’ten gelen iki kişi var. Onlar kimseden bir şey almazlar. İhtiyaç sahiplerine çok sadaka vermektedirler.”

Hükümdar onların da yanına getirilmesini istedi. O iki kişi de huzuruna getirildiler.

Hükümdar onların rüyada kendisine gösterilen kişiler olduğunu tanıdı ve kendilerine nereli olduklarını sordu. Onlar da; “Biz Endülüs’ten Hac maksadıyla geldik ve bu sene Peygamberimizin yanında bulunmayı arzu ettik.” diye cevap verdiler.

Hükümdar, nerede kaldıklarını sordu. Mescidin yakınında olduklarını söylediler. Hükümdar onlarla beraber evlerine gitti. Evde süslü kitaplar ve değerli eşyalar gördü. Bu arada halk, onların her gün oruç tuttuklarını, namazlarını mescitte kıldıklarını ve hiçbir dilenciyi boş çevirmediklerini söyleyerek bu iki kişiyi övüyordu.

Nurettin Zengi odayı dolaştı ve burada serilen hasırı kaldırdı. Baktı ki altında kazılmış bir tünel var. Tünel ta Peygamberimizin kabrinin yakınına kadar uzanıyordu. Bunun gören halk mahcup olup başlarını önlerine eğildiler ve artık söyleyecek bir şey bulamadılar.

Bunun üzerine hükümdar bu iki kişiyi sorguya çekti. Onlar da gerçekte Müslüman olmadıklarını ve Peygamberin vücudunu buradan alıp ülkelerine kaçırmak için görevlendirildiklerini itiraf ettiler. Bunu yapabilmek için derviş kıyafetine bürünerek halkı kandırdıktan sonra geceleri tünel kazmaya devam ettiklerini ifade ettiler ve; “Peygamberin kabrine iyice yaklaştığımız gece gök gürültüsü ve şimşekler öyle bir sarsıntı meydana getirdi ki sanki dağlar yerinden oynayacaktı. Bundan fena halde korktuk ve sabahleyin de sizin geldiğinizi haber aldık.” dediler.

Hükümdar, suçlarını itiraf eden bu kişileri idam etti. Bu olaydan sonra Nurettin Zengi, Peygamberimizin kabrinin çevresinde derin hendek kazdırdı ve bu hendeği kurşun eriterek doldurdu. Böylece Kabr-i Saadet, çepeçevre kurşunla muhafaza altına alınmış oldu. Bu olay, H: 557/M:1162 yılında vuku bulmuştur.

İşte Yüce Allah, düşmanların hilelerini boşa çıkarmış ve Sevgili Peygamberimizi böyle korumuştur.

(Kaynak: Seyfeddin YAZICI, Mekke ve Medine’deki Mübarek Ziyaret Yerleri, TDV Yayınları Ankara, 1999. s: 80-85)

(Diğer Kaynak: Eyüp Sabri Paşa, Mir’âtü’l-Haremeyn, s. 684-686, İst. 1304; bk. Vefâü’l-Vefa bi Ahbâr-i Dâr’il-Mustafa, c, 2, s. 648, et’Tarif, s. 76; Seyfeddin YAZICI, Mekke ve Medine’deki Mübarek Ziyaret Yerleri, TDV Yayınları Ankara, 1999. s. 80-85)


Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver



İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>