Aile, İslam, Kimdir?, Kur’an ve Sünnet, Yaşam

Kimmiş Ki Bu İmran?

Allah, birbirinden gelme nesiller olarak Âdem’i, Nûh’u, İbrâhim ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere (bütün yaratılmışlara) üstün kıldı. Allah işiten ve bilendir. (Ali İmran 33-34)

Kur’an-ı Kerim’in kapağını açıp sayfaları biraz çevirdiğimizde ‘Ali İmran’ suresiyle karşılaşırız. Allah en uzun surelerden birine ‘İmran Ailesi’ ismini vermekle kalmayıp, bu aileyi seçtiğini ve yaratılmışlara üstün kıldığını söylemektedir. Yedi kişilik bu ailenin tamamı Allah katında;  Adem aleyhisselam, Nuh aleyhisselam ve İbrahim aleyhisselam gibi kıymetli peygamberlerle birlikte anılmaya layık görülmüştür. Sonra da bu ailenin bir ferdi hakkında özel bir sure daha-Meryem Suresi- tahsis edilmiş ve hatta Kur’anımızın pek çok ayetinde ayrı ayrı bu ailenin fertleri övülmüş, onların üstün vasıfları gösterilerek sizler de böyle olun denilmiştir. Sahi kim bu İmran? Neden ailesi böyle defalarca anılmış? Peki neden Kur’anımızda defaatle bahsedilen bu ailenin, hayatımızda filanca ünlü veya siyasi lider kadar bile yeri yok? Allah’ın konuşacaksanız bu insanları konuşun dediği  kimseleri hayatımızda gündem yapmanın vakti gelmedi mi?

1. İmran Ailesi'nin Seçilmişliği

Allah’ın seçmesi ne demektir? Biz ‘seçmek’ kelimesini her ne kadar torpil uygulamak gibi algılıyor olsak da Allah’ın seçmesi ve üstün kılması, bizim seçmemizden çok çok farklıdır. Çünkü Allah ezeli ve ebedidir. İlim sahibidir.  Allah’ın seçtiği kimseler öylesine yaşamış gitmiş ve bedava cennetlik olmuş kimseler değildir. Allah kullarının kalplerine bakar, kendisine en çok ibadet ve itaat edecek kulları bilir ve onları seçer. Seçilmek kestirme yoldan cennetlik olmak değil, diğer tüm insanların kaldıramadığı nice imtihana maruz kalmak ve buna karşılık olarak cenneti hak etmektir. Peygamberler seçilmiş kimseler olarak herkesten çok daha ağır imtihanlara maruz kalmışlardır. İşte İmran ailesinin de her bir ferdi “Bizim ailemizden bir fedai yeter” demeden ayrı ayrı, özel olarak Allah rızası için yaşamış ve ibadetleriyle ön plana çıkmış kimseler oldukları için seçilmişlerdi. Allah her kulu, kulluk potansiyelini en iyi yerine getireceği mekanda, zamanda seçer ve yaratır. Fakat, ancak o potansiyeli karşılayabilecek ibadet ve itaatte bulunabilirsek Allah’ın özel kullarından olabiliriz. İşte İmran ailesinin her bir ferdi bunu başarabilmiş kimselerdir. Aynı kapı bizim için de açıktır biiznillah.

2. İmran Ailesi'nin Üyeleri

İmran Ailesi; Musa aleyhisselam’dan 13 asır kadar sonra Kudüs’de, Mescidi Aksa’nın çevresinde yaşamışlardır. Kouştukları dil İbranice’dir. Yaşadıkları dönemde Mabed’e (Mescidi Aksa’ya) çocuk adanması ve bu çocukların büyüyünce sürekli orada ibadet etmesi gibi bir adet vardı. İmran Ailesinin her bir ferdi de kendi dönemlerinin en çok ibadet eden insanlarıydı. Bu sebeple kendi dönemlerindeki insanlar tarafından da çok ibadet edenlerden olarak bilinmekteydiler. Bu Aile; baba İmran, hanımı Hanne annemiz, kızları Meryem annemiz, İmranın kardeşi ve o dönemin peygamberi Zekeriyya aleyhisselam, Zekeriyya aleyhisselam‘ın hanımı, Zekeriyya aleyhisselam‘ın oğlu Yahya aleyhisselam ve Meryem annemizin oğlu İsa aleyhisselam olmak üzere yedi kişiden oluşmaktadır. İşte bu yedi kişilik aile Allah’ın seçtiği ailedir. 

3. Hanne Annemiz

“Bir zamanlar İmrân’ın karısı şöyle demişti: Rabbim! Karnımdakini kayıtsız şartsız sana adadım, benden kabul buyur; kuşkusuz sensin her şeyi işiten, her şeyi bilen.” (Ali İmran/35)

Her şey bir kadının duasıyla başladı. Bir kadın bir dua etti ve Allah dünyayı yarattığından beri yürüttüğü kanunlarını  bu kadının duasını kabul etmek için defalarca durdurdu. Allah bu duaya öyle kıymet verdi ki kızının ismi Kur’an’a sure ismi oldu (Meryem Suresi). Öyle kıymet verdi ki bu kadının  torununu da mucize olarak yarattı(İsa aleyhiseelam). Öyle kıymet verdi ki bu torunu peygamber yaptı. Öyle kıymet verdi ki bu dua sebebiyle Zekeriyya aleyhisselam‘ın da duası bir mucize olarak kabul oldu. Öyle kıymet verdi ki bu kadının kocasının ismi Kur’an’a sure ismi oldu(Ali İmran Suresi).  Peki ne için ve nasıl dua etmişti bu kadın? Zaman kötü bir zamandı. Yahudiler Tevrat’ı tahrif etmişler ve Allah’a şirk koşmaya başlamışlardı. Hanne kadın etrafına baktı; ben Allah için ne yapabilirim, diye düşündü. Sahip olduğu tek şey karnındaki yavrusuydu. O dönemde yapılabilecek en büyük ibadet mabede çocuk adamaktı. Karnındakini hiç bir şart koşmadan, samimiyetle Allah’a adadı. O çocuk ile yeryüzünde Allah’ın dini tekrar dirilsin istedi. Doğurduğunun kız olduğunu gördü ama kayıtsız şartsız bir adak olarak adamıştı, adağından vazgeçmedi. İsmini Allah’ın hizmetçisi anlamına gelen ‘Meryem’ koydu. Bir beze sarıp mabede bıraktı. Allah rızası için Allah yolunda öyle bir dua ve öyle bir fedakarlık yaptı ki onu andıkça sevap kazanacağımız bir kimse olarak bize anlattı Allah onu.

4. Zekeriyya Aleyhisselam

“Bunun üzerine Rabbi ona hüsnükabul gösterdi ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriyyâ’yı da onun bakımı ile görevlendirdi. Zekeriyyâ onun bulunduğu yere, mâbeddeki odaya her girdiğinde yanında (yeni) bir rızık bulur ve “Ey Meryem! Bu sana nereden?” diye sorar, o da “Allah tarafından” cevabını verirdi. Kuşkusuz Allah dilediğine sayısız rızık verir.” (Ali İmran/38)

Hanne annemiz; ‘Meryem’i doğurup mabede bıraktığında gelip geçenler yanında bir kase içerisinde süt gördüler. Kimse bu çocuğu beslemiyor fakat bu çocuğun ihtiyaçları mucizevi bir şekilde karşılanıyordu. Onun sıradan bir çocuk olmadığını anlayınca, bu mübarek çocuğun sorumluluğunu alabilmek için aralarında adeta kavga ettiler. Kura sonucu Zekeriyya aleyhisselam Meryem’in sorumluluğunu üstlendi. Fakat ne zaman onun yanına gitse, mucizevi bir şekilde yiyecekler buluyordu. Bir gün; Meryem 3-4 yaşlarındayken, ona bu yiyecekleri nereden bulduğunu sordu. “Allah katından” cevabını alınca, küçücük bir çocuğun Allah’a olan tevekkülüne hayran kaldı ve gözyaşları içinde mihraba gidip gönülden bir yakarışla dua etti. İşte bu duası sonucu hanımı kısır olan ve kendisi de iyice yaşlanmış olan Zekeriyya aleyhisselam‘a evlat müjdesi verildi ve hanımı, Yahya aleyhisselam‘a hamile kaldı. Bu bir dua sonucu gerçekleşen ikinci mucizeydi. 

5. Meryem Annemiz

“İmrân kızı Meryem’i de (misal vermiştir): O iffetini çok iyi korumuştu, biz de ona ruhumuzdan üfledik; o, Rabbinin sözlerini ve kitaplarını hep tasdik etti ve o içtenlikle itaat edenlerdendi.” (Tahrim/12)

Meryem annemiz tertemizdi. O’na erkek eli değmemişti. Fakat bununla sınırlı değildi onun temizliği. Onun gözü de harama değmemiş, kulağı haram işitmemiş, dili malayani bile konuşmamış, kalbinde kötü düşünceler yer bulamamış tertemiz bir kadındı. Allah onunla insanlığı ikiye böldü. O; iman edenler ve kafirler için bir turnusol kağıdı gibiydi. Kimin kaç puanlık adam olduğu onun sayesinde açığa çıktı. Yanında bir anne şefkatini bile bulamadığı mabette büyüdü. Kimsesi yoktu, sadece arada bir ziyaretine gelen amcası Zekeriyya’yı görüyordu. Tek meşguliyeti Allah’a ibadet etmekti. Allah’ın bir mucizesi olarak hamile kaldı.  Yanında şefkatli bir el, nazını çeken bir eş, yemeğini pişiren bir anne, bebeğinin kordonunu kesecek bir ebe bile bulamadan, insanların hakaretlerinden kaçtığı çölün ortasında, kuru bir hurma ağacının yanında doğum yaptı. Tertemizliğine rağmen iftiralara uğradı. O öyle bir kadındı ki; Allah onun temizliğini kabul etmeyi, iman etmeye ve cennete girmeye şart koştu. Bu yüzden acınası birisi değildir Meryem annemiz. Allah’ın şerefli kıldığı izzetli bir Mü’minedir. 

6. Yahya Aleyhisselam

“Ey Yahyâ! Kitaba var gücünle sarıl!” dedik ve ona henüz çocukken hikmeti verdik. Ayrıca katımızdan ona şefkat ve ruh temizliği de (verdik). O, kötülükten çok sakınan biriydi.  Anne babasına çok iyi davranırdı; zorba ve âsi değildi. Doğduğu gün, öleceği gün ve yeniden hayata döndürüleceği gün ona selâm olsun.” (Meryem/12-15)

Zekeriyya aleyhisselam‘ın yaşlı ve kısır hanımı, Allah’ın mucizesi Yahya aleyhisselam‘a hamile kalmıştı. Meryem annemiz de Allah’ın diğer mucizesi İsa aleyhisselam‘a hamile kalmıştı. Meryem annemiz, hamileliğini haber vermek üzere teyzesinin yanına gitti. “Teyze karnımda bir bebek hissediyorum.” dedi. Teyzesi de ona “Ben de kendi karnımdakinin senin karnındakine secde ettiğini hissediyorum” dedi. Böylece Yahya aleyhisselam; İsa aleyhisselam’ın getirdiği şeriat ile hükmeden bir peygamber olarak yaşadı. Annesi-babası çok yaşlı kimseler olduğu için ona şefkat gösteremeyecek kadar acizlerdi. O, annesi ve babasına çokça şefkat gösteren birisiydi. Onu görenlerin kalbi sevgiyle dolardı. Allah tarafından kullara sevdirilmiş bir kimseydi. Allah da, ona bir insanın en çok zorlanacağı üç günde-doğduğu gün, öleceği gün ve tekrar dirileceği gün- selamet sözü verdi. Bunca şefkatli ve mübarek bir kimse oluşuna rağmen otuzlu yaşlarında Yahudiler tarafından kafası kesilerek şehit edildi. Oğlunun bu halini gören Zekeriyya aleyhisselam da kendisinin de öldürüleceğini anlayıp bir ağacın kovuğuna saklandı. Yahudiler Zekeriyya aleyhisselam‘ı da ağaçla beraber ikiye biçerek katlettiler. Onlar seçilmişlerdi ve seçilmişliklerinin bedelini kanlarının son damlasına kadar ödediler. Seçilmişliğin bedavadan cennet olmadığını hepimize gösterdiler.

7. İsa Aleyhisselam

“Bunun üzerine Meryem çocuğu işaret etti. “Beşikteki bir çocukla nasıl konuşuruz?” dediler. Cevabı çocuk (İsa) verdi: “Ben Allah’ın kuluyum; O, bana kitap verdi ve beni peygamber yaptı. Nerede olursam olayım, o beni kutlu ve bereketli kıldı; yaşadığım sürece bana namazı, zekâtı ve anneme saygılı olmayı emretti; beni zorba ve isyankâr yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve yeniden hayata döndürüleceğim gün esenlik benimle olacaktır.”(Meryem/29-33)

İsa aleyhisselam henüz yeni doğmuşken mucizevi bir şekilde konuştu. Söylediği ilk söz Allah’ın kulu oluşuydu. Allah Hristiyanların yalanlarını bildiği için ona ilk söz olarak Allah’ın kulu olduğunu söyletti. Sonra parmağını emerek normal bir bebek olarak yaşamaya deva etti. Bluğa erdiği zaman ona peygamberlik verildi. O, mübarek bir kuldu, sözü insanlara tesir ederdi. İnsanların işlerini kolaylaştırıcı ve annesine karşı çok saygılıydı. Allah; O’na ölüleri diriltmek, her türlü hastalığı iyi etmek, bilinmeyeni bildirmek gibi pek çok mucize vermişti. Tüm bunlara rağmen Yahudiler onu öldürmek isteyince, otuzlu yaşlarda Allah onu göğe kaldırdı. 

8. Müjde!!!

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurdular:

Kim Allah’tan başka ilah olmadığına Allah’ın bir ve şeriksiz olduğuna ve Muhammed’in onun kulu ve Resulü (elçisi) olduğuna, keza Hz. İsa’nın da Allah’ın kulu ve elçisi olup, Hz. Meryem’e attığı bir kelimesi ve kendinden bir ruh olduğuna, keza cennet ve cehennemin hak olduğuna şehadet ederse, her ne amel üzere olursa olsun Allah onu cennetine koyacaktır.(Buhari, Enbiya 47; Müslim, İman 46, (28); Tirmizi, İman 17, (2640))

Allah İmran ailesiyle insanlığı iman edenler ve etmeyenler olarak ikiye ayırdı. Peygamberinin dilinden İsa aleyhisselam‘ın Allah’ın kulu olduğunu söyleyenlerin kayıtsız şartsız cennete alınacağını müjdeledi. İşte bu müjde sayesinde, Mü’min bir kulun ameli ne olursa olsun, günahlarının bedelini cehennemde ödedikten sonra cennete girme sözü vardır. Allah Mü’minlere öyle merhamet etmiştir ki, salih ameli süresince cennette vakit geçirip sonra cehenneme atılma gibi bir kural koymamışken, günahı kadar cehennemde kalanlara cennete girme vaadi vardır. Bunun şartlarından biri ise İsa aleyhisselam’ın Allah’ın kulu olduğuna iman etmektir. İşte Allah’ın Kur’anımızda defaatle andığı İmran ailesinin fertleri bu kimselerdir. 

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

6 yorum var.

  1. 1
  2. 4
  3. 6

    Farklı bir noktaya değnilmiş ve yazı da şiir gibi akıcı bir şekilde yazılmış.Yazandan Allah celle celaluhu razı olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>