İslam, Yaşam

Kendimizi Muhafaza Etmemiz Gereken 9 Manevi Hastalık

1. Riya

 Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;

“Sizin müptela olmanızdan korktuğum şeylerin en korkuncu küçük şirktir.”

 Sahabeler; “Ey Allah’ın Resulü! Küçük şirk nedir?” diye sordular.

 Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurdu ki;

“Küçük şirk riyadır.”

Allah kıyamet gününde kullarına yaptıkları amellerine göre mükafat verirken, riyakarlara şöyle seslenecektir; Dünya da riyakarlık yaptığınız kimselere gidin, bakın. Onların yanında mükafat bulabilecek misiniz?”

İnsan biraz kendisine çeki düzen vermeli, riya niyetini kalbinden söküp atmalı ve niyetinin sadece ve sadece Allahu Zülcelal’in rızası için olmasına gayret göstermelidir. Hz. Peygamberin (sallallahu aleyhi ve sellem) emrettiği şu dua her sabah üç kez okunmalıdır;

‘Allahümme innâ neûzü bike min en nüşrike bike şey’en na’lemühü ve netağfiruke limâ lâ na’lemühü.’

(Kim bu duayı her sabah üç defa okursa, Allahu Zülcelal o kimseyi riyadan muhafaza eder.)

2. Kibir

Kibir insanın kendisi başkalarından büyük olduğunu zannetmesi, tekebbür ise, bu düşünceyi hareketleri ile ortaya koymasıdır. Halbuki büyük olduğunu iddia etmek ancak Allahu Zülcelal’e layıktır. Mahlukattan kim bunu iddia ederse o yalancıdır. Kibirli olan insanın durumu çok tehlikelidir. 

Nitekim Allahu Zülcelal bir ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur;

“Allah, her kibirli zorbanın kalbini işte böyle mühürler.” (Mü’min Suresi; 35. Ayeti Meali)

Kibir sahipleri tefekkür etmekten ve ibret almaktan mahrumdurlar. Şunu çok iyi bilmek lazımdır ki, kim kendisini başkasından üstün görürse, bu cehaleti sebebiyle bütün amellerini mahvetmiş olur. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;

“Kalbinde zerre kadar kibir bulunan bir kimse cennete giremez.” (Beyhaki)

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) başka bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;

“Yaratılmış bir kul iken, kibirlenip yaratıcısını unutan insan ne kötü insandır. Ölümlü iken kendisini ebedi sanan kimse ne kötü kimsedir. Dünya da yolcu iken, nereden geldiğini ve nereye gideceğini unutan kul ne kötü kuldur.” (Tirmizi)

(Bundan Allah’a sığınırız.)

3. Ucb

Manevi hastalıkların büyüklerinden birisi de ucbdur (kendini beğenmedir).  Bir insan kendisinde bulunan ucb hastalığından habersiz ise, ne kadar taat ve ibadet, hayır ve hasenat yaparsa yapsın kendisini zengin zanneden, büyük bir fakirdir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;

“Başka hiçbir günah işlemeseniz bile, ucb yapmanız sizin için yeterli bir günahtır.” (İbn-u Hibban, Bezzar)

Ucb sahibi olan kimse, Allahu Zülcelal’in kendisi hakkındaki tevfik ve inayetini kendi şahsi hüneri zanneder ve bu sebeble, O’na hamd ve şükretmek yerine, kendi kendini övmeye ve göstermeye çalışır.

Ucbdan kurtulmak isteyen kimse şu dört şeyi yapmalıdır;

1) Başarıyı Allahu Zülcelal’den bilmelidir. Çünkü bir kimse başarıyı Allah’tan bilirse, O’na şükreder ve ucba düşmez. 

2) Allahu Zülcelal’in kendisine ikram ettiği nimetlere bakmalıdır. Bir kimse Allahu Zülcelal’in nimetlerini görürse, O’na şükreder, amelini az görür ve ucba kapılmaz. 

3) Amelinin kabul olmama ihtimalini düşünüp, hesabını buna göre yapmalıdır. Bir kimse, amelinin kabul olmama ihtimalini düşünüp korktuğu sürece ucba kapılmaz.

4) Daha önce işlediği günahları düşünmelidir. Bir kimse, günahlarının sevaplarından fazla olmasından korkarsa, ucba kapılmaz. Zaten hiç kimse kıyamet gününde amel defterinde neler çıkacağını bilmez.

Bir kimsenin ucbu ve sevinci ancak kıyamet gününde amel defterini okuduktan sonra olacaktır.

Şeyh Abdulkadir-i Geylani (k.s) şöyle buyurmuştur;

İnsan neyi ile ucublanabilir ki? İlmi ile ucblansa, o ilmi kendisine kim verdi? 

Konuşması ile ucblansa, dilini çeviren kimdir? 

Malı ile ucblansa o malı ona kim verdi? 

Gerçekten ucblanmak çok büyük akıl eksikliğidir.”

“Eli hep güzel gör, kendini hep yer, Tezek su dibine batmaz Kurbanım.” (Serdar Tuncer)

4. Gurur

İnsanların bir çoğu hatalı yolda oldukları halde, kendilerini hayır üzerine bulunduklarını zannederler. ‘Allah kerimdir, O’nun affı çoktur.’ gibi sözlere bel bağlayıp salih amelleri terk etmek suretiyle aldanırlar. Bu kimselerin aldanmalarının bir sebebi de, atalarının durumlarına güvenmeleridir. Halbuki atalarının takvasıyla kurtulacağını zannetmek, babasının yemek yemesi ile kendi karnının doyacağına veya babasının hacca gitmesi ile kendisinin hacı olacağını zannetmek gibidir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;

“Akıllı insan, kendi nefsini hesaba çeker ve ölümden sonrası için çalışır. Aldanmış olan ise, nefis ve hevasına uyar ve buna rağmen Allah’tan temennilerde bulunur (affedileceğini, cennete götürüleceğini düşünür.)”

Bazı kimselerin bir miktar taatları vardır. Fakat günahları da vardır. Kendileri ise günahlarını önemsemez, taatlarının kendilerini kurtaracağını zannederler. Bu sebeple de kendilerini iyi durumda görürler. Bunların bu hali de bir aldanış ve gururdur.  Bazı kimseler de, günahlarını hiç görmez, yalnızca taatlarını görürler ve bu sebeple kendilerini çok iyi bir durumda sanırlar.

Allahu Zülcelal bunlar hakkında ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur;

“Allah’ın onları hep birden diriltip yaptıklarını kendilerine haber vereceği günü hatırla. Allah onları sayıp zaptetmiş, onlarsa bunları unutmuşlardır. Allah, her şeye şahittir.” (Mücadile Suresi; 6. Ayeti Meali)

5. Kızgınlık

Bir adam; “Ey Allah’ın Resulü! Beni Allahu Teala’nın kızgınlığından hangi amel korur?” diye sordu.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem); “Senin O’nun kullarına kızmaman.” buyurdu. (Taberani)

Önümüze herhangi kızabileceğimiz bir olay geldiğinde bu hadis-i şerifi hatırlamak lazımdır. 

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) birgün ashab-ı kirama; “Size göre pehlivan kimdir?” diye sordu. 

Ashab-ı kiram; Pehlivan sırtı yere getirelemeyendir.” dediler.

Kendisi; “Hayır! Gerçek pehlivan, kızdığı anda kendine hakim olan kimsedir.” buyurdu.

Öfkelenen kişi euzü besmele çekmeli ve kelime-i tevhidi söylemelidir. Ayakta ise oturmalıdır. Oturuyorsa yan üstü yatmalıdır. Soğuk su ile abdest alması da müstehaptır. Zira öfke ateştendir ve ateşi de su söndürür. 

6. Kin

İnsan bir kimseden hemen intikam almaktan aciz kaldığı zaman, yutulan öfke içe döner, orada birikir ve en sonunda kine dönüşür. Kin, kızgınlığın zehirli bir meyvesidir. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte; “Mümin kinci değildir.” buyurmuştur.

Enes bin Malik (radıyallahu anh) dedi ki; Hz. Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bana şöyle buyurdu:

“Eğer kalbinde hiçbir kimseye karşı kin taşımadan sabahlayıp akşamlamaya gücün yeterse bunu yap. Bu benim sünnetimdir. Kim benim sünnetimi ihya ederse, beni ihya etmiş olur. Beni ihya eden ise, benimle birlikte cennettedir.” (Tirmizi)

Kin, insanın sevaplarını yok olmasına ve başkasının günahlarının da yüklenilmesine sebep olur. Kin sahibini bu kadar zarara koyduğu için, her insan kinden uzak durmalı ve Allahu Zülcelal’in kullarına karşı şefkatli davranmalıdır. Bu sıfatı elde etmek içinde hem Allahu Zülcelal’den istemeli ve hem de bunun için gayret sarf etmelidir. 

7. Hased

Kalbin huzurunu bozan manevi hastalıklardan birisi de haseddir. Denilmiştir ki; “Hased ihlasın kalbe girmesine bir perdedir.”

Hased; kendisine bir faydası olmasa bile başkasının hakkıyla elde ettiği nimetlerden mahrum olmasını istemek demektir. Bu arada şunu da belirtmekte fayda vardır; başkalarının sahip olduğu nimetlerin benzerine sahip olmayı istemek hased değil gıpta etmektir.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;

“Hased, ateşin odunu yaktığı gibi, sevap ve iyilikleri yakar.” (Buhari)

Hased hastalığını tedavi eden amel ise, kıskandığı insanı methetmek, ona sevgi ve ilgi göstermek, kendisine yardım etmek ve iyilikte bulunmaktır. Bunları yapmak, acı bir ilacı içmek gibi nefse zor gelir, ancak memnuniyet verici bir sonuç ortaya çıkarır. Her kim bu ilacın acılığına sabrederse, o kimse şifa bulmanın ferahlığına kavuşur.

8. Dünya Sevgisi

Allahu Zülcelal’in yanında dünyanın hiçbir değeri yoktur. Nitekim Allahu Zülcelal bir ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur;

“Dünya hayatı ancak bir oyun ve bir eğlencedir. Elbette ki ahiret yurdu Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıllanmayacak mısınız?” (En’am Suresi; 32. Ayeti Meali)

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;

“Dünyayı seven ahireti sevmez, ahireti seven de dünyayı sevmez. Siz baki olan ahireti fani olan dünyaya tercih edin.” (Taberani, Hakim)

Su ile ateş nasıl bir arada bulunmazsa, dünya ve ahiret sevgisi de aynı kalpte bulunmaz. Onun için baki olan ahiret hayatı için geçici olan bu dünyayı satanlar, her ikisini de kazanırlar. Ama dünya için ahiretini satanlar, her ikisini de kaybederler.

9. Cimrilik

Kalbin huzurunu bozan manevi hastalıklardan birisi de cimriliktir. Cimrilik Allahu Zülcelal’in vermiş olduğunu, insanlardan esirgemek, ihtiyacı olanlara vermemektir. Allahu Zülcelal bir ayet-i kerime de şöyle buyurmuştur;

“Allah’ın kendilerine lütfundan verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun, kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Hayır! O kendileri için bir şerdir. Cimrilik ettikleri şey kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır. Göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.” (Al-i İmran Suresi; 180. Ayeti Meali)

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) de bir hadis-i şerifte şöyle buyurmuştur;

“Cimrilik, kökü cehennemde olan ve dalları dünyaya sarkan bir ağaçtır. Bu dallardan birine tutunan bir kimseyi, bu dallar onu cehenneme çeker. Cimrilik yapan cennete giremez.” (Tirmizi)


Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver



İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>