Bilim/Teknik, Müslüman Bilim Adamları, Tarih, Yazılar

Japonya ve Son Hilafet: Robot Teknolojilerinin Başlangıcı Mı?

                                                                        Doğan Güneş, Hilal ile Buluştuğunda…

1876 yılında tahta geçen Sultan II. Abdulhamid, Uzak Doğu’da yükselişte olan Japonya İmparatorluğu ile Osmanlı ilişkilerini geliştirmeye karar verir. Bu, Asya’nın iki ucunda yer alan ve durum olarak biri nihai yükselişinde (Japonya), diğeri ise düşüşte (Osmanlı İmparatorluğu) olan iki devletin ilişkilerine başlangıç olur.

600 yıl önce...

Robotlar tarihinin kökeni, antik dünyaya dayanır. 12. yüzyıl kadar erken bir tarihte bile, El-Cezeri gibi müslümanlar, otomata/otomaton, yani kendi kendine çalışan makineler, veya önceden belirlenmiş işlemler dizisini otomatik olarak takip etmek veya önceden belirlenmiş talimatlara yanıt vermek için tasarlanmış makineler veya kontrol mekanizmaları, kısaca robotlar alanında önemli ilerlemeler kaydediyordu.

Altı yüz yıl sonrasına gidelim.

Osmanlı Sultanı II. Abdulhamid’in teşebbüsü ile Osmanlı iyi niyet heyetini, yarım dünya ötedeki Japonya’ya sevk etmek, bir kader ortaklığı algısıydı. Osmanlılar da Japonlar gibi gururlu insanlardı. Japonlar gibi onlar da sanayi ve ekonomik kalkınmada Batılı emsallerinden geride kalmışlardı ve her iki taraf da batılı güçler tarafından dayatılan haksız antlaşmaların getirdiği aşağılamaya maruz kalmıştı.

İlişkiler, Sultan’ın Avrupa’daki bir eğitim görevi için yola çıkmış Japonya elçisini ağırlayıp onurlandırması ile başladı.

Sultan II. Abdulhamid'in bir fırkateyni, Ertuğrul'u, Temmuz 1889'da Kumandan Ali Osman Paşa ve 609 kişilik mürettebatıyla Japonya'ya iyi niyet ziyaretine göndermesiyle karşılıklı ilişkilere devam etti.

Osman Paşa, bu ziyarette Sultan’ı temsil edecekti ve olağanüstü güçlerle yetkilendirilmişti Yolculuktan önce, Sultan II. Abdulhamid’in, Japonların ne tür hediyelerle onurlandırılacağı konusunda Şeyhülislam Muhammed Cemalettin Efendi’ye danıştığı söylenir. Kur’an ve Japon milletinin tasavvurunu etkileyecek eşsiz bir şey içeren bir grup hediye verilmesine karar verildi.  

Bunun üzerine Sultan Abdulhamid, saat mekaniğinde bir duayen olan Musa Dede'yi çağırdı. Musa Dede, mükemmel bir ekip toplayıp eşsiz bir teknolojik saat yapacaktı ve Ertuğrul fırkateyni de bu saati taşıyacaklardı.

Musa Dede insan figürlü otomatik bir saat yaptı. Saatte bir, insan figürü kollarını açıp yarım metre ileri adım atacak ve Ezan okuyacaktı. Ezan bittiğinde, figür eski yerine geri dönecekti.

Bu Robotik saat ebat itibariyle çok büyüktü. Robotik saat, Sultan Abdulhamid’e sunulduğunda çok memnun oldu ve onu bir mucize olarak değerlendirdiği için saate Alamet ismini verdi..

Asya sularına yelken açtıktan bir yılı aşkın zaman sonra, Ertuğrul, Temmuz 1890'da Japonya'ya vardı. Osman Paşa ve tayfası, Japon yetkilileri ve kraliyet ailesine başarılı bir ziyaret gerçekleştirdi.

Japonya’dayken amiral, Meiji İmparatoru ile görüşmede bulundu. Hükümdara robotik saati de içeren hediyeleri takdim etti ve Osmanlı İmparatorluğu’nun saygın ünvanlarını sundu.

Üç ay kaldıktan sonra, Ertuğrul, 16 Eylül 1890'da Yokohama'dan dönüş yolculuğuna yelken açtı ve Ertuğrul, Yokohama'dan bir gün uzaklıkta, bir tayfunla karşı karşıya geldi.

Gece boyu rüzgar ve dalgalar tarafından savrulduktan sonra, gemi son olarak Kii shima adasının dışındaki kayalıklarda, günümüzde Wakayama Vilayeti’ne bağlı Kushimata kasabasının olduğu yerde parçalandı.

Amiral Osman Paşa dahil beş yüz seksen yedi denizci ve subay can verdi. Kii Oshima sakinleri tayfuna meydan okuyarak gemi birliğinin 69 üyesini kurtarmak için hummalı bir çalışma yürüttü. Onların kahramanca eylemleri, kısa zamanda İstanbul’daki Osmanlı yetkililerine ulaşarak burada Japonlar’a karşı bir duyarlılığın yayılmasına yol açtı.

Bu arada Ertuğrul trajedisi yaşanırken, robotik saat Alamet'in küçük bir parçası kayboldu.

Japonya’nın otomatik robotlarda lider kabul edildiği bir çağda, Musa Dede’nin icadının Japonlar üzerinde ne gibi bir etki bıraktığını ancak tahmin edebiliriz. Türk tarihçi ve yazar Oktan Keleş gibi bazı akademisyenler, Japon milletinin robotlara olan merakını bunun tetiklemiş olabileceğinin oldukça mümkün olduğuna inanır. Gerçekte ise herhangi bir etkisinin olup olmadığını bilmek güçtür.  Japonya’da yapıldığı bilinen ilk robot 1930’larda yapılan ‘Lilliput’ olsa da, Japonya’nın en büyük mucit ve zaanatkarlarından biri olan, Toshiba’nın kurucusu sayılan Hisashige Tanaka (ö. 1881), bu zamana kadar birçok karmaşık mekanik saat ve benzer nesne yapmıştı. Bununla birlikte, belirgin olan, Alâmet’in muhtemelen ilk ezan saati olduğudur.

Ertuğrul kazazedeleri, Ekim 1890'da Japon korvetleri Hiei ve Kongo ile Tokyo'dan İstanbul'a yola çıktı. Ocak 1891'de sağ salim İstanbul'a vardılar ve bu durum, Japonya'ya karşı Osmanlılar'ın şükran duygusuyla dolup taşmasına sebep oldu.

Gemide kazazedelerle Japonya’dan gelenlerden biri de Shotaro Noda adında, şehitlerin aileleri için Japonya’da bağış kampanyaları düzenleyen genç bir Japon muhabirdi. Bağışları Türk yetkililerine teslim etti ve hatta kendisinden İstanbul’da kalarak Osmanlı yetkililerine Japonca öğretmesini isteyen Sultan II. Abdulhamid ile tanıştı. İstanbul’da kaldığı süre içinde, Noda’yı İslam ile tanıştıran, Liverpool’lu bir İngiliz Müslüman olan Abdullah Quilliam ile tanıştı. İslam’ın hak olduğuna dair uzun bir tartışmadan sonra oldukça ikna olan Noda, İslam’ı kucakladı ve kendine Abdul Halim adını seçti. Aslında, birçok kişi tarafından Abdul Halim Noda’nın ilk Japon Müslüman olduğu düşünülür. 

Yamada Torajiro adındaki başka bir Japon da İstanbul gemisinde bulunuyordu. Yamada, Türk-Japon ilişkilerinin önemli bir öncüsü oldu ve imparatorluğun başkentinde neredeyse yirmi yıl kaldı.

Bugün Topkapı Sarayı’nı ziyaret eden bir Japon turist, orada teşhir edilen samuray zırhı ve miğferini gördüğünde şaşkınlık içinde kalabilir. Bunlar, kılıçla birlikte Sultan II. Abdulhamid’e Yamada Torajiro tarafından takdim edilmişti.

Fırkateyn kazazedelerini kurtarma ve İstanbul'a dönüşlerine yardım etmek Japonlar'ın gösterdiği önemli bir duyarlılıktır. Bu durum, Türk milletinde uzun süren bir minnettarlık hatırası bırakmıştır

 Bu hassasiyet, iki tarafta da devam etti; günümüzde, Kii Ōshima’da bir tepe üzerinde, facia bölgesine bakan yerde, orada can verenler için bir anıt bulunmaktadır. Kushimoto Kasabası, her beş yılda bir kurbanların anısına anma töreni düzenler. Olay, Japonlar’a minnet borcunu ödemek isteyen Türklerin hafızasında 95 yıl sonra bile yer etmiştir. 1985 yılında, Irak-İran savaşı sırasındaki hava ablukasında Tahran’da mahsur kalmış 215 Japon yolcuyu kurtarmak için acil bir Türk Hava Yolları uçuşu sevk edildi.

Daha yakın geçmişte ise, Türkiye ve Japonya’dan 600 kişi anıtta toplanarak 2015 yılında 125. anma törenini yaptı.

Böylece, bu trajik kaza, iki milletin bugün de devam eden dostluğunun önemli bir sembolü oldu.

Kaynaklar

https://www.islam21c.com/

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver



İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>