Aile, Akaid ve Fıkh, Kur’an ve Sünnet

İnternet Fıkhı Serisi 5: İnternetin Ailemize Verdiği Zararı Hafifletmenin Metodları

Ortada duran bu manzara için kesin bir çözüm ne bizim elimizde ne de Milli Eğitim Bakanlığı’nın elinde var. Doktorların da zaten kendileri telefon bağımlısı. Öyleyse bu, hayatın ortak sorunu hâline gelmiştir. Bütün anlamında bir çözümden söz etmiyoruz ama ailemizde uyguladığımızda zararı bir nebze hafifletebileceğimizi düşündüğümüz noktaları zikretmeliyiz.

1. Örnek Oluşturmak Öncelikli Çözümümüzdür

Çocuklarımıza örnek oluşturmak öncelikli çözümümüzdür. Hiç kimse tiryakisi olduğu bir şeye karşı çocuğunu uyarma hakkına sahip değildir. Sigara içen birinin, çocuğuna sigara içmemesini tavsiye etmesi ne kadar doğru ve işe yarar ise elinden telefonunu düşürmeyen birinin de çocuğuna bu konuda tavsiye vermesi o derece mümkündür. İnsanın pratikteki uygulamaları, sözlü nasihatlerinden daha etkilidir.

Çocuklarımız; dayısını, amcasını, bakkalı, öğretmeni, komşuyu, halasını tanıyor ama bunların hepsi telefon tiryakisi. Çocuklarımızın gözü önünden kötü örnekleri kıstığımız gibi iyi örnekleri de artırmaya çalışmak gerekir. Çocuk görmelidir ki bir insan yanında telefonu olmadan da uyuyabilir, telefonuna bakmadan yemek yiyebilir.

Hayat manzaraları içinde telefon kullanımı yoğunluğunu gören bir çocuğun düşündüğü, “herhâlde kulağımı koparıp bir kenara atamadığım gibi telefon da olmazsa olmazdır” şeklinde bir düşüncedir. Bu bize komik bir esinti gibi gelebilirse de altı yaşındaki çocuğun aklına gelen bunun gibi bir şeydir. Doğduğu günden beri gözü önünde telefon görmektedir.

Örnekliğin sağlanması için mesela aile ortamlarında telefon sıfırlanabilir. Üç bizim, üç de abimizin çocuğu var; ailece oturmuşuz. Çocuklar yanımızdayken herkes telefonunu çıkarıp içimizden biri, “telefonlarımızı kapatalım, telefonsuz oturacağız” diyebilir. Bu kurgu olduğunu belli etse bile çocuğumuza telefonumuzu kapatabildiğimizi gösterebileceğimiz bir hadise olur: Demek ki bu cihaz kapanabiliyormuş. 

Çocuk, “bunlar iki saattir oturuyorlar ve hâlâ telefonları çalmadı, demek ki telefonsuz durulabiliyor” diye düşünmelidir. Tabiî bu senaryoyu yalandan işletip beş dakika sonra da telefonumuzun çaldığını görürse rezil oluruz, bu ayrı. O da aynı numarayı on sene sonra işletecektir.

Bir öğretmenin küçücük çocuklar önünde zırt pırt telefonu çalar mı? Kur’an kursu hocasının masasında telefon varken çocuğun dersini dinlemesi de aynıdır, böyle şey olur mu? Öğretmen sınıfa girdiğinde telefonunu özellikle kapatıp çantasına veya cebine koymalıdır. Devletin Orta Doğu işleri sorumlusu ya da Kâbe’den fetva için aranacak kimseler olmadığımıza göre işimiz o kadar da acil değil demektir! Evinde hastası olan zaten rapor alıp gitsin. Vaaz eden hoca efendinin bile telefonunun çalabildiği bir dünyada kime nasihat edeceğiz?

Arızayı gidermenin birinci yolu, çocuklarımıza öncelikle kendimizin telefon bağımlısı olmadığımızı –lafla değil- ispat etmemizdir. Bu arada çocuğumuza telefonu bir iletişim cihazı olarak kullanmaları gerektiğini, bunun bir muhabbet arkadaşı olmadığını da öğretmek gerekir. Bunun için de istifade edilecek ilim adamları, psikologlar vardır.

2. Çocuğa Boş Zaman Bırakılmalıdır

Anne ve baba, çocuğun üç‐dört yaşından itibaren maharetlerini keşfetmeli, sanat becerileri varsa bunun üzerinden onu, vaktini dolduracak ek işlere yönlendirmelidirler. Spor da bunlardan biri olabilir, mesela atletizm faydalı bir spordur. Zararsız ve boks gibi haram sporlar hariç, pedagogların da tavsiye ettiği yaşlardaki düzeyde sporlara çocukları alıştırmak lazımdır. Yüzmeye alışmak oldukça iyidir. Yüzmekten zevk alan çocuk cep telefonu tiryakisi olmaz diye bir kural yoktur ama yine de vahim düzeyde olmaz, en azından haftanın iki saati kâr edilmiş olacaktır.

Çocuklarımızın en büyük düşmanı, oturup ne yapacağını düşündüğü vakit fazlalarıdır. Dünya, ders ve ödevlerinden ibaret değildir. Böyle bir algısı oluşacak şekilde yetiştirilmiş çocuğun ödevi bittiğinde ne yapacak? Beş yaşındaki çocuğa evi süpürmesi söylenecek değil herhâlde. Sokağa da çıkamaz; sokaklar mezbahane gibi. 

Bu beton yığınlarının içinde ne yapacak? İşte bu önemlidir. Yararlı bir işe‐uğraşa yönlendirilmelidir. Kız çocuğunun dikiş kabiliyeti olabilir, bu değerlendirilmelidir. Fazla modelin bulunabildiği bir oyuncakçıya götürülür, orada kabiliyet ortaya çıkarılabilir. İnsan bunu çocuğu üzerinde kendi keşfedemiyorsa bir psikologdan destek almalıdır.

Çocuğun enerjisi alınmalıdır. Yaramaz çocuğu olan bir arkadaşıma birinci katta oturmaları hasebiyle birkaç tuğla ve bir de çekiç alıp onları balkonda çocuğa vermesini tavsiye etmiştim: Çocuk o tuğlaları un hâline getirmiş ve evdeki yaramazlığı da azalmış. Çünkü çocuklarımız çikolatadan cipse türlü şeyler yiyip dinamit hâline gelmekte ve patlamak istemektedir. Bu çocuğa evde, çekyatın üzerinde oturmasını söylemek, ayağını‐elini oraya buraya uzatmamasını tembihlemek mümkün değil. Enerjisi illa bir şekilde alınacaktır.

3. İnsan da İnsana Baka Baka Kararır

Çocuk, arkadaşının kölesidir. Aralarında doğal bir yaş farkı bulunan çocukların birbirleriyle uyum sağlaması yoluna gidilmelidir.

Aile arasında bir araya gelmeler de önemlidir. Aile içi ilişkilerdeki samimiyet, çocukların başka şeylere kaymalarının engelidir. Anne‐baba samimi şekilde bir arada duruyorlarsa, çocuklar üçüncü‐dördüncü samimiler olarak onlara yanaşırlar. Annenin suratı asık, baba elinde kırbaçla bekleyen cellat gibi duruyorsa çocuk bir kenara çekilip başının çaresine bakar. Ayrılmış ailelerin çocuklarının sorunlu olduğu bu yüzden söylenmektedir. Karı‐koca oturup tatlı muhabbetler ediyorlarsa çocuk cep telefonuyla uğraşmaz.

Sapık bir çocuktur, ayrı mesele; bu zaten seyrek bir örnektir. Muhabbet çekici, soğukluk iticidir. Muhabbeti anne‐baba oluşturuyorsa çocuk oraya yamanmak isteyecektir. Hayır, anne‐baba bir meseleden dolayı uluslararası savaşa girmişlerse dua etsinler ki çocuk cep telefonu bağımlısı olsun! Eroin bağımlısı olmasından iyidir. Öyleyse ‘sadece çocukların hatırı için boşanmıyoruz’ deme noktası yeterli değildir; çocukların hatırı ve geleceği için sunî gibi de dursa bir muhabbet ortamı oluşturulmalıdır. Velev çocuk uyuyana kadar bu ‘muhabbet’ ortamı sürdürülmeli, illa kavga edilecekse o uyuduktan sonra ötedeki odada edilmelidir. Madem çocuğun hatırı vardır, hatıra bu şekilde dikkat edilmelidir.

4. Bu Çağın Çocuklarıyla Şifreli İletişim Kurmak Doğru Değildir

Telefon‐internet bağımlılığı tehlikesinden söz ettiğimiz çocuklar, bu çağın çocuklarıdır. Bundan elli sene önce bir çocuğun evde babasına, “baba n’oldu, beni evlendirmiyor musun” demesi herhâlde pek acı sonuçlar doğururdu. Çocuk bu derdini en iyimser ihtimalle anneye çıtlatabilirdi.

Şimdi ise beş yaşındaki çocuklar düğününün yapılacağı yerin talimatlarını veriyorlar. Bu çağın çocuklarıyla şifreli ilişkiler‐iletişimler kurmak doğru değildir. Çok küçük yaştaki çocuklar büyük adamlar gibi konuşmakta ama yaramazlığını yine çocuk gibi yapmaktadır. Açık olunarak, çocukla “yavrum, bu telefonu sana alacağız ama bunu kullanmanın bazı sağlık sorunları vardır. Ayrıca senin okuyup diploma alman, hafız olman lazım…” türünden ‘protokol imzalanabilir.’

Günümüzde gıda meselesi çocukları erken gelişmeye itmiş, daha zeki insanların ‐akıl hak getire ama bu ayrı mesele‐ yaşadığı bir hayat meydana çıkmıştır. Üstü kapalı cümlelerle iletişim kurmak anne-babanın aleyhinedir. Kimse çocuğun söylenen sözleri anlamadığını zannetmemelidir. Çocuk anlamakta, işine geleni uygulamaktadır.

5. Evin Uyunan Odasında

Evin uyunan odasında telefon bulundurulmamalıdır. Hem sağlık açısından hem de bu mendebur cihazların kapatılınca bile bir şekilde kayıt‐izleme aşamalarını sürdüren fonksiyonları olduğu biliniyor.

Ama yukarıda da sözünü ettiğimiz gibi, insan kendini Birleşmiş Milletler’in Orta Doğu sorumlusu sanıyor ve her an bir ihtiyaç için aranabileceğini düşünüyorsa ayrı meseledir… Dünya üzerinde on bin senedir hayat süren insanlığın dokuz bin küsur senesinde yatak odasında cep telefonu çalmadı ve hayat devam etti.

Acil vakası olanlar, gece nöbetindeki doktor, itfaiye görevlisi, komada bir yakınını bekleyen insanlar olağanüstü durumlardır ve zaten istisna kabul edilirler.

6. Hiçbir Yaştaki Hiçbir Çocuğun Susturulması İçin Telefona Başvurulmamalıdır

Hiçbir yaştaki hiçbir çocuğun susturulması için telefona müracaat edilmemelidir. Evimize ziyaret için en önemli insan bile gelse bu yola başvurulmamalıdır. Çünkü bir kere başvurulursa çocuğun şuur altına ‘ağla‐al’ formülü yerleşir. Keyfi telefon istediği her zaman bir mızmızlık tutturacak, ebeveyn de vermek zorunda kalacaktır. İlla olacaksa ‘sus‐vereyim’ formülüne inandırılmalıdır.

Ağlayacak, gidip yüzünü yıkadıktan sonra ve düze çıkınca telefon verilecektir. Çocuk anlayacaktır ki mızmızlıkla telefon alınmamaktadır. Ama bu dediğimizin kolay olup olmadığı anne‐babaya bağlıdır. 

7. Çocuğumuzun İnterneti Dini Bir İçerik için Kullanıyor Olması ile Bir Rezaleti İzlemek için Kullanıyor Olması Arasında Bir Fark Yoktur

Çocuğumuzun telefonu dinî bir içerik izliyor diye kullanması ile Hong Kong’daki bir rezaleti izlemesi arasında bağımlılık açısından fark yoktur. Mekke’den beş vakit namazı izlemek için de kullanılsa bağımlılık bağımlılıktır. Muhtevanın önemli tutulması başka bir açıdır. Muhtevadan önce meşgul olduğumuz, çocuğun bağımlılığıdır.

Bir hafızın okuyuşunu da çok dinliyor olsa veya matematik sorularını çözüyor olsa telefonundan, sonuç itibariyle o çocuk telefonuna bağlanmaktadır. Şimdi böyle, daha sonra başka bir şekilde bağlanacaktır.

8. Evdeki Herkesin Telefonu Orta Yerde Durmalıdır

Bir başka çözüm de evde herkesin telefonunun orta yerde durmasıdır. Kimin telefonu çaldıysa o telefonunu almalı, işine bakmalıdır. Birinin telefonu yastığın altına, diğerininki ayakkabılığa gizlenmiş manzara değil, tıpkı ev telefonundaki gibi herkesin cep telefonu da ortalıkta olmalıdır. Bu haram bağlantıdan ve bağımlılıktan bir nebze uzaklaştırır. Çünkü hep masa üzerinde duran telefon günün birinde orada durmazsa dikkat çekecektir. Herkesin gözü önündeki telefonu alan çocuğun kullanacağı sınır da belli olur. Böyle bir çözüm hem despotluk oluşturmaz hem de hürriyet ortamında mecburî saygı oluşur.

9. Çocuğa Kaç Yaşında Telefon Alınmalı? Kaç Yaşında Kaç Dk Kullanılmalıdır?

Cep telefonu esasen on iki yaşına kadar çocuğa zararlıdır. On iki yaşından önceki bir çocuğun telefonu olmamalıdır ama ilkokul çocuğuna da öğretmenler telefon‐internet ile ilgili ödevler verilebilmektedir.

İlla ve muhakkak kullanılacaksa çocuğun iki yaşına kadar telefonu seyretmesi günde on beş dakikayı asla geçmemelidir. İlköğretim çocuğu için kırk beş dakika, lise seviyesi için iki saat sınırı geçilmemelidir. Ödev için bile olsa ihlal edilmemesi gereken bu durumun iki saati bulması hâlinde bağımlılık oluşur ve bundan sonra telefon verilmese bile o arkadaşından bir şekilde edinecektir.

Radyasyon açısından da bağımlılığa alışma açısından da bu sınırlar önemlidir.

Üniversite seviyesinde bir genç ise zaten sağı‐solunda meleklerin olduğu ve Allah’ın murakabesinde yaşadığını bilen biri olarak yetiştirildiğinden, reşit ve mükelleftir. Üniversiteye gelene kadar üniversite tek ahlak ve put olmuşsa o yaştan sonra ağaç budamak tehlikelidir. Bizim konuşacaklarımız makul şeyler olmalıdır ve bunlar arasında yirmi sene boyunca ihmal edilmiş bir çocuk profili yok.

10. Telefonla Mücadele Ediyoruz Diye Televizyonu Hayırlı İlan Edemeyiz

İnternetle ‘mücadele’ edeceğiz diye mesela televizyonu hayırlı bir cihaz hâline getirmek tehlikelidir. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak olur bu. Kurttan kaçınırken aslana yakalanmak… Bir tehlike başka bir tehlike ile giderilemez. Televizyon kortizonlu bir ilaç değildir, o da bir çeşit beladır. Bağımlılıktan kendimizle kurtulmamız gerekir, başkasıyla değil.

11. Anne-Babalar Sert Bir Savcı Olmamalıdırlar

Özellikle anne‐babalar bu meselelerde sert bir savcı gibi olmamalıdırlar. Bu tavır çocuğu kaçamak iş yapmaya sevk eder. Yasaklar, talimatlar çocuğa “gözümden uzak dur, istediğini yap” demekten farksızdır. Baskının varabileceği yer yoktur. Evet, bir‐iki sene baskıyla yönlendirilebilir belki ama çocuk bir gün zincirin dışına çıktığında, mesela askere gittiğinde ya da üniversite için başka bir şehre yolculuk ettiğinde, geride kalan yılların ‘intikamını’ öyle bir alır ki hem de on ile çarparak…

Talimata uyulmadığı görülen bir durumda mesela, “madem dediklerim yapılmadı, evin gazını kesiyorum, soğukta yatın hepiniz” gibi absürtlükleri çağrıştıran yöntemler değil, söz gelimi yemek yenirken yumuşak üslupla, “ya ne demiştik çocuklar, kuralımız vardı…” türünden uyarılar yapılmalıdır.

Çocuğuyla böyle şeyleri konuşmaya yüzü olmayan, pilini bitirmiş bir babaya söylenecek söz de yoktur.

Baba ve anne, sürekli yıpranmış yüzlerin sahibi olmamalıdırlar. Ara sıra anne devreye girmeli, baba o sırada kendini yıkama‐yağlamaya almalıdır. Yıpranan baba‐annenin işi biter. İnternet‐telefon konusunda da başka herhangi bir konuda da yıpranmamak lazımdır. Bütün nefesi ilk zamanlarda harcamak enerjiyi tüketip bitirmektir.

Mücadele bizim mücadelemizdir. Allah katında hesap verecek olan anne‐babadır. Bu mücadele bir cihattır ve asrımızın imtihanıdır. Bu tehlike yüzünden çocuk doğurmamak‐büyütmemek gibi bir imkânımız yoktur. Gayret edilecek, nefeslerimizi bile sayan meleklerin yazdıklarına güvenilecektir.

Otuz nefes tüketen baba ile bin nefes tüketen babanın uğraşları aynı tartılmayacaktır.

Kaynaklar

Bu Yazı, Suffagah.com ekibi tarafından Nureddin Yıldız Hocaefendi’nin Sosyal Doku Vakfında yapmış olduğu İnternet Fıkhı 8 dersinden özetlenerek listelenmiştir.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>