Akaid ve Fıkh, İslam, Yaşam

İnternet Fıkhı Serisi 2: Müslümanın İnternetteki Sorumlulukları

Öğle namazının üç rekâtını abdestli, bir rekâtını abdestsiz kılmamız mümkün olmadığı yani tekbirden selama varıncaya kadar hepsinde abdestli olmamız gerektiği gibi Müslüman insanın da hayatı boyu Müslüman olarak kalması gerektiğini söylüyoruz. Haftanın iş günlerinde Müslüman, tatil günlerinde ‘özgür’ bir Müslüman olmaz. Ya da ramazanın ilk üç gününde oruç tutup kalan günlerde oruçlu olmamak kabul edilemez.

Allah Teâlâ’nın kulu olduğumuza iman ettiğimiz sürece kulluk ve hesap mantığının dışına çıkarabileceğimiz hiçbir şey de yoktur, olamaz. İnternet de böyle bir durumdur.

İnternet hayatın içinde bir parça ise ki bu oran çok yüksektir, internetin veya internetten bir bölümün şeriatımızın terbiyesi dışında kalmasına izin veremeyiz veya interneti Müslümanca, fıkıh terbiyesine göre kullanacağız diyoruz da mesela sadece çıplak kadın fotoğrafı koymuyoruz, kafirlerin propagandasını yapmıyoruz; geri kalanında serbestiz şeklinde bir uygulamaya da yanaşamayız.

İnterneti blok olarak alıp takatimizin yettiğince İslamlaştıracağız. Bu İslamlaştırma sürecinde de bazı kuralları benimseyeceğiz.

1. İnterneti Olumlu Kullanmamak Vebaldir

İnternetin negatif boyutundan kaçarken gittiğimiz yer pozitif boyutu olmalıdır. Hatta pozitif boyut sevap kaynağımız olduğu gibi farz hâline de gelebilir. Eğer uzak diyardaki bir mümin kardeşimize hastalığı zamanında ziyaretimiz mümkün değilse ve internet üzerinden geçmiş olsun diyerek gönlünü alabiliyorsak, ziyaret ettiğimizde kazandığımız sevabı internet üzerinden kazanabiliriz demektir. Bir haramı yanına yürüyerek önlediğimizde ne kazanacaksak internet yoluyla önlediğimizde de aynı sevabı kazanabiliriz.

İnternetin helal yöntemlerle Allah’ın dini yolunda kullanılması mümkünken kullanmamak da bir hatadır. Kuru bir internet düşmanlığı etmediğimiz gibi interneti kullanamamayı da hata kabul edebiliriz –internet sayesinde ulaşmamız mümkün olan hizmet noktaları varsa.-

2. Kafire Benzemek İnternette de Haramdır

İnternet fıkhı açısından ‘filtrelenmiş’ telefonlar ve bilgisayarlar kullanmaya mecburuz. Arka plan olarak kullanılan bir şehir fotoğrafında ilk göze çarpan şey bir kilise olursa Müslüman bunu kullanma zahmetine girmez. Elbette bunu arka plan fotoğrafı olarak ayarlayınca kiliseye gidilmiş olmuyor ama göz göre göre kiliseye karşı duruşun zayıflatıldığı da bir gerçektir. Filanca futbolcunun, aktörün fotoğrafı, filmi de aynı kanuna tâbidir. Bunu yazıcı melekler de ‘sadece telefonunda/bilgisayarında bulunduruyordu’ şeklinde bir kolaylıkla karşılamazlar.

Sigara içen bir şairin fotoğrafını kullanmak da sigaraya karşı refleksin, velev otuz sene sonra olsun zayıflaması ihtimali sebebiyle bu kurala tâbidir. Göz, gördüklerini beyine taşır ve beyin de kendisine gelenleri atmaz, stoklar. Bir noktaya geldikten sonra da stoktakilere göre sahibini yönlendirir. Bu psikoloji kaidesi dolayısıyladır ki fasıkların fotoğrafını geçici de olsa internet üzerinden bulundurmamaya çalışmalıdır.

3. Irkçılık İnternette de Haramdır

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, ırkçılığı Veda Hutbesi’nde yok kabul etmiş ve Allah’ın razı olmadığı işlerden olarak zikretmiştir.  Irkçılığın her çeşidi ayaklar altındadır. Kulluğumuzu, yaptıysak cihadımızı ve salih amelimizi öne çıkaralım, insan özelliğimizi öne çıkaralım. Irkımızı pohpohlamak diğer ırkçılıklara kapı aralamaktır.

Irklar karşılaştığında ise önce ölen insanlıktır. İnsanlığın öldüğü yerde de Müslümanlık hayat bulamaz. Ancak bu elbette yaşadığımız toprakları pazarlayabileceğimiz anlamına da gelmez. İki durum arasında hassas bir çizgi vardır ve bu sadece müminin imanını aktif tutarak yürüyebileceği bir çizgidir. Herkes soyunu ve kimliğini muhafaza eder ama bu başka insanlardan soylardan üstün olmak anlamına kullanılırsa Allah’ın yasakları çiğnenmiş olur. İnternet buna alet ettirilmemelidir.

 

4. Müslüman İnternette Sınırsız Mizah Yapamaz

Ne yazık ki Kur’an’ın hüküm açısından en ağır ayetini, en yüksek takipçisi olan Twitter hesabına yüklesek bunu elli‐yüz bin kişi izlerken; cinsellik ya da birine çullanma, hakaret ihtiva eden içeriği yüz binlerce kişi anında izlemektedir. Müslüman goygoycu olamaz, her espriyi tıklayamaz. Birilerinin iffetine zarar veren, bir ırkı tahkir eden, bir firmayı mahcup hâle getiren espri yapılamaz. Böyle bir mizah bizde olmaz. Kadın üzerinden ahlakı zedeleyen, insanların prestijini sarsan şakalar yapılamaz. 

Eğlence ve mizah helaldir ama bu helallik sınırsız değildir. Haram olan bir mizah konusu bize ulaştığında, bunu ulaştıranı yaptığının haram olduğu konusunda uyarır, emr‐i bi’l‐maruf ve nehy‐i ani’l‐münker yaparız. Mecburuz buna.

5. Her Türlü Mesaja Selam ile Başlayacağız

İnternete hükümran olabilmek için ruhlarımıza dinimizin hükümran olması, karakterimizin dindarlaşması lazımdır ki internet mücadelemiz yerini bulsun. Bu minvalde sıradaki ilkemiz, mesajımıza veya e‐postamıza selamla başlamaktır. Neden? 

Selam bizim için bir örf değil, dindir. Tamamıyla Allah’ın ve Resûlullah’ın emridir. Tamamıyla din olan bir şeyi internete taşımadığımızda, o şey yüzde beşe de tekabül etse ortada İslam açısından risk var demektir. Yazdığımız mesaja/e‐postaya ‘selamunaleyküm’ ile başlar, yine ‘selamunaleyküm’ ile bitiririz. Müslüman’ın sözü böyle başlar ve biter. Böyle başlamayan söz Allah’tan uzaktır. Peygamber Aleyhisselamın sünnetine terstir. Caminin önünde karşılaştığımız bir müminle konuşmaya ‘selamunaleyküm’ diyerek başlıyoruz da WhatsApp üzerinden konuştuğumuz birine ‘selamunaleyküm’ demiyor‐yazmıyor isek hayatın bir bölümünü Allah’ın rızasına göre yaşarken diğer bir bölümde rızanın dışında yaşamakta sakınca görmüyoruz demektir. Elbette bu bir gâvurluk değilse de Müslümanca tavrı ihmaldir. Namazı kılmamak bile gâvurluk olmuyorsa bu hiç olmaz ancak onu terk et, bunda sakınca görme, şunu bırak derken İslam’dan da geriye zaten bir şey kalmıyor: Cihadını zaten yapamıyoruz, Ramazan‐ı Şerif zaten eğlenceye döndü…

6. Rasulullah Aleyhisselam Efendimizin Adı Geçtiğinde Salavata Memuruz

Efendimiz aleyhisselamın adı anıldığında ‘sallallahu aleyhi ve sellem’ veya ‘aleyhisselam’ deriz, demeliyiz bu bir farzdır. İnternette mesaj veya e‐posta gönderirken buna da dikkat edilmelidir. Salavatı kandil gecelerinde camide koro hâlinde söylüyoruz da günde yirmi defa mesaj gönderirken ‘Peygamber demiş ki’ diye niye Hıristiyanlar gibi bir kullanımı tercih edelim ki?

‘Peygamber demiş ki’ yerine ‘Peygamber’imiz aleyhisselam buyurmuş ki’ diye yazmak/söylemek, içimizdeki dengeleri, sevgiyi ve muhabbeti gösterir. Bunu da‘sav’ şeklinde kısaltmayız. Kısa yazacaksak ‘aleyhisselam’ kullanımını tercih ederiz. Peygamberini haftanın bir gününe sıkıştırmışlarla peygamberini ruh edinmişlerin farkı böyle ortaya çıkar. Böyle anlamalıyız ki Allah’ın rahmeti bizimle olacaktır, Peygamber’imiz aleyhissalatu vesselamın şefaatini de umut diye taşıyabileceğizdir.

Efendimiz aleyhisselamın adı beş defa geçse beşinde de yazılmalıdır. Tilavet secdesinin uygulanmasında olduğu gibi; yüz defa tilavet secdesi gerektiren ayet okunursa yüz defa secde yapılacak demektir.

7. Yalan Gönderiyi Beğenen de Paylaşan da Yalancıdır

İnternet ortamı, ‘beğeni’ yaptıran bir yerdir. Bir tweet atılır, bir diğeri onu beğenir. Bu beğeni bir şahadettir. Tweet’i atan biri yalan söylüyorsa onu retweet eden yalanı onaylar. Yalanın yalancısı da yalancıdır. Bir görüntü beğenilmiş; beğenilen şey şeriatımıza aykırıysa aykırıdır ve aykırı olanı yapanın hükmü aynıdır. Bir görüntüyü beğenenler paylaşanlar bir şekilde istatistik oluşturduğuna ve sandık sonuçları sınıflandırılırken insanların neye şahitlik ettikleri görülmüş olduğuna göre retweet etmek/beğenmek konusunda da bu sayım yapılıyor aslında.

Bir Müslüman, ayeti/hadisi tweet olarak yazdığında onu üç bin kişi beğenmiştir. Başka biri de bir filozofun haram ya da değil, sözünü tweet atıyor, otuz bin kişi beğeniyor. Bu bir güç gösterisi hâline geldi. İnternet üzerinden Twitter, Facebook veya herhangi bir platformdaki ‘beğeni’lerimiz bir yönüyle belediye seçiminde oy atmaya benzeyen bir nitelik almaya başlamıştır.

Bir âlimin konuşması birkaç yüz bin seviyesindeyken şarkıcının birinin şarkısı da değil, şarkı denemesi milyonlarca izlenmiş olabiliyor ve bu bir şeyler hakkında gösterge sayılıyor. Tıklama sayısı çok olan şarkıcılar ya da ateistler, televizyon programına çıkacakları zaman bu tıklamaları alacakları para için gösterge sayıyorlar. Kim bilir o tıkların kaçını da Müslümanlar habersiz hâlde yapmışlardır. Bunun bile ahirette bir sorgusu olabilir. Fark etmeden kazandırılan tıklamalar, küfür hanesinde kâra dönüşmektedir. ‘Tıklama’ ve ‘beğenme’ denen şeyin aldığı mahiyet şu anda budur. Böyle güçlü bir mekanizmayı ulu orta kullanamayız.

8. Eğer Arafat Bir Mahşer Provasıysa, Mahşerde İnternet Kullanamayacağız

İnsanların mukaddes değerlerini internet ortamına taşımamaları kanaatindeyim. Eğer Arafat bir mahşer provası ise ki öyledir, mahşerde internet kullanamayacağımıza göre Arafat’ı da internetin dışında tutmalıyız. Riya açısından ve ibadetin lezzetinin kaçması bakımından tehlikelidir bu.  

Arafat’ta fotoğraf çektirip internetten göndermek haramdır denecek hâl yok ama turistik hac ile mahşer provası olan hac arasındaki farktan söz ediyoruz.


Kaynak: muslimchaplain.tumblr.com

9. Bir Farzı Ezen Şey Aslen Helal Olsa da Haramdır

Örnek olarak:

A) Akşam namazı saat 19:00 ile 20:30 arasında kılınıyor olsun. Helal bir işi 20:20’de yapmak istedik ama akşam namazı vaktinin çıkmasına on dakika kalmış ve namazı da henüz kılmamışız. O süre akşam namazı için son fırsattır ve kılınmazsa akşam namazı kazaya kalacaktır. Bu da kebair haramlardan, yani büyük günahlardandır. Açlıktan ölmek gibi bir sıkıntıda ortada olmadığından oturulan o sofra haram bir sofradır, aslında normal zamanda helal olmasına rağmen.

B) Hatta farz bile görülme ihtimali olan bir ilmihâl dersinde olalım o esnada. Annemizin hastalandığını öğrendik. Annemize fevrî yani anında yapılması gereken hizmetimizi ezdiğinden, o esnada diğer güzel işler haramdır. Şeriatımız farz, vacip, sünnet, müstehap ve mendup ayrımını bu sebeple yapmıştır. Hayatı Müslümanca yaşamak şeriatın ayarlarına göre yaşandığı zaman mümkündür. Bir namazı kaçırmaya sebep, anne hizmeti görmeye engel olan herhangi bir farz veya güzel iş otomatik haram olur. Bir şeyin aslında iyi olması Allah’ın emrini çiğneme hakkını doğurmaz.

c)Bazı müçtehitlerimiz der ki: Bir hacı adayı memleketinden yola çıkıp hacca niyet etmiş, ama yol esnasında bir namazı kaçırması da mümkündür, biliyor. Böyle bir durumda o kişi haccı ertelemelidir. Namazın kesin olarak kaçacağı yerde haccetmenin de anlamı yoktur.

D) Mesela hafızlık eden bir öğrenciye son model cep telefonlarından her gün bir tane kurban olsun. Ezberlediği tek Bakara suresine kâinat feda olsun, telefon nedir ki. Kur’an‐ı Kerim’in en küçük suresi için bile hediye olarak verilebilecek bir şey var mıdır ki telefon yeterli olsun. Bu ayrı bir konu. Ancak diyelim ki öğrenci, örnek hafız okuyuşları veya ses talimi için telefonunu kullanmaktadır. Hocası ise veliyi arıyor ve diyor ki; iki hafta önce telefon alınan çocuğun dersleri iki haftadan beri kötü gitmektedir. Böyle bir durumda telefon haramlaşır.

E) Tıp fakültesinde okuyan bir öğrenci pek mübarek bir iş yapmaktadır. Ama internete dadandığı için cerrahî uygulamalara gitmiyor ise internet böyle bir durumda da haramlaşır.

Bu kaideyi hayatın her alanına uygulayabiliriz. Dinimiz donuk değildir, hava kadar hareketlidir. Nerede nefes alınıyorsa din oradadır. Camiye de giden Müslümanlığı konuşuyoruz, camiye giden değil.

10. İnterneti Allahı Şikayet için Kullanamayız

İnsanların yapmakta olduğu şey Allah’ı şikâyet etmektir. Birileri bir yerde öldürülmüş bir çocuğun altında, “melekler neredeydi bu çocuk ölürken” diye yazabilmektedir. Bu, “Allah bu çocuğu niye kurtarmadı!” anlamına gelir. Engelli doğmuş bir çocuk hakkında da buna benzer ifadeler görülebilmektedir.  

Neticesinde Allah’ı şikâyet etmek olan bir şeye katılamayız. İnternette görülen her kampanyaya sırf duygusaldır, içini cızlatmıştır diye destek olmak Müslüman işi değildir. Meselenin ele aldığımız boyutu, Allah’a değil Allah’ı şikâyet etmek ve ‘neden böyle oldu’ yoluna çıkan davranışlardır. Şikâyet edilen, hak talep edilen merci Allah oluyor. Müslüman’ın böyle bir içeriği tıklaması, bu minvalde bir paragrafı sonuna kadar okuması, videoyu sonuna kadar izlemesi o anda internetin boşluğuna imanını da bırakması anlamına gelir.

Böyle ifadeler, imanımızı mangala atma denemeleridir. Allah göstermesin. Allah’tan şikâyet eden mümin olamaz. Allah Teâlâ dünyayı yüz defa başımıza yıksa ve altında ezilsek, yüz birincide başımızı kaldırsak yine, “her hâlükârda sana şükürler olsun ya Rabbi” demeye mecburuz. Asi kul olamayacağımız gibi isyan edenin isyanına da ortak olamayız.

11. Bir Alimin Sözü ile Bir Cahilin Sözü Asla Bir Görülemez

Ne yazık ki din konusunda da böyle bir laubalilik ortaya çıkmıştır; yirmi‐otuz yıl medresede okuyup icazetler almış bir âlimin sözü ile Kur’an’ı bir defa olsun açıp Arapçasından görmemiş birinin görüşü aynı görülmektedir. Tıpkı demokrasilerdeki oylar gibi; bilenin attığı oyla, bilmeyenin attığı oy eşit kabul ediliyor.

12. Mümin, Yaydığı Arapça Metinden Emin Olmalıdır

Ayetler ve hadisler yazılırken metnin Arapçası açısından önümüzde iki mesele vardır: Her bilgisayar/cep telefonu bu Arapça metinleri orijinal olarak aktaramıyordur veya karşıdaki cihaza bir program eksikliği yahut versiyon düşüklüğü sebebiyle düzgün ulaşamamaktadır.

Arapçasında ve Türkçesinde böyle bir karışıklık oluşma ihtimali, bizim cep telefonumuzdan böyle bir ibareyi yazmamamızı gerektirmektedir. Pdf dosyası bile karşı tarafta bozularak açılabilmektedir. Bu bir sorumluluktur. “Bana öyle gelmiş” diye bir mazeret olmaz çünkü tuşa basılıp gönderildiğinde içerik gönderen kişinin olmuştur.

Ayetlerin ve hadislerin Arapça metinlerini kullanmamızda sorun vardır. Şayet yüzde yüz teminatlı olarak gönderilemiyorsa ve okunan metin anlaşılamıyorsa kullanılmamalıdır. Kur’an’ımızı o kadar ucuz bulmadık. Çocuksu şenliklere gerek yoktur.

13. Ayetler ve Hadisler, Cep Telefonu ve İnternet Laubaliliğine Kurban Edilemezler

Ayet ve hadis nakledilirken Allah’a ve Peygamberine ait bir söz nakledildiği bilinmeli, hadisin altın ‘Buharî’ yazmış olmakla sözün Buharî’ye ait olmadığı bilinmeli, bilinmiyorsa böyle bir yanlış yapılmamalıdır. Öyle gülünç durumlara şahit olunmaktadır ki İmam Gazalî’den yüzlerce defa okunmuş ve ona ait olduğu bilinen bir söz, Resûlullah aleyhisselamın bir hadisi olarak gönderilebilmekte, üstelik tırnak içine alınarak gönderilmektedir. Böyle bir durum ikaz edildiğinde söylenen “bana da başkası göndermişti” türünden mazeretler kıyamet günü hesap sahnesinde geçerli sözlerden olmayacaktır.

Babasının mezarında Yasin okuyacak bilgisi dahi yokken aynı kişinin gönderdiği mesaja birde bakıyorsunuz ki ayetler‐hadisler ansiklopedi gibi art arda yazılıp sıralanıyor. Bu bir ‘dijital dünya Müslümanlığı’ yaşanmakta olduğu anlamına gelir.

Ayetler ve hadisler, cep telefonu ve internet laubaliliğine kurban edilemezler. Cep telefonu ‐internet hepimizi adeta sanal hoca yapmaktadır. Evet, gönül ister ki her Müslüman ayet‐hadis okusun ama her!

Müslüman da camide kamet bile edebilmeli, hastasına Ayet-el Kürsi okuyabilmeli değil midir? İnterneti, Kur’an’ı neşretmek için tabii ki kullanmalı ama ehli olan, anlayan kullanmalıdır. Sırf harfler Arapçaya benziyor diye ayet‐hadis naklettiğini düşünerek iş yapan birinin durumu oldukça sıkıntılıdır. Küçük bir hata karşımızdakinin dinine mal olabilir. Herkes haddini bilmeli, akraba arası mesajlaşma yapılır gibi ayetleri‐hadisleri birbirimize iletme hususunda sıradan bir iş yapmakta olduğumuz düşünülmemelidir.

 

14. İnternette Verilen Söz Birkaç Defa Tutulamamışsa İnterneti Kapatma Vakti Gelmiştir

İnternet sanal bir ortam olmasıyla yalanı mübahlaştırmaz, sözden cayma hakkı doğurmaz. Bir Müslüman mesaj‐tweet yoluyla verdiği sözleri birkaç defa bozduğunu görüyorsa internet hattını kapatmalı, o mecrada nefsine hâkim olamadığını tespit etmelidir. Bu Müslümanlıktır. Nasıl ki ihtiyarlar belli bir yaştan sonra araba kullanamayacak durumda olduklarını görüp araçlarını satıp elden çıkarmaktalar, internet de böyle bir durumda kullanılamıyor demektir.

Zira Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz, Müslüman’ın verdiği sözden caymasını münafıklığın dört işaretinden biri olarak görmektedir. 

Münafıklar cehennemin en alt tabakasına gireceklerdir.” (Nisa suresi, 145. Ayet)

İnsan böyle bir yanlış söz durumuyla, evet, kâfir olmuyor belki ama düşeceği düzey de işte bu ayetin gösterdiği münafıklık düzeydir.

15. Asıp, Kesip, Söven Bir Tweet Özürle Silinemez

Şunu kabul edemiyoruz: Asıp, kesip, sövdükten sonra başına bela olacağını anlayınca bir özür beyanı yayınlayıp “herkesten özür diliyorum, yazdıklarımı da sildim” demek. Aferin yahu, üstüne bir de Nobel verilse bari, nasıl silebildin! Yazmayla silme arasında oluşan zayiatı ne yapacağız peki? Bir yerden uyduruk bir özür tutturmuşuz, özür özür… Özür karın doyurmuyor ki. Özürle kul hakkı silinmez, helallikle silinir. Özür Batı kültürü, helallik almak mümin kültürüdür.

Twitter’da yazılan bir söz için nasıl helallik alınabilir? Mesela üç bin kişinin takip ettiği bir hesabı düşünelim. O üç bin kişi yazılan sözü kaç kişiye ulaştırmıştır; bunlar da bulunup her birinin o sözden incinmediği tespit edilip helallik alınacaktır. Bundan sonra herkes “hakkım helal olsun” derse ‘özür’ yerini bulur. Öbür türlüsü gâvur özrüdür ve Pentagon’un Şam’da‐Bağdat’ta vurup onlarca insanı öldürmesinin ardından yaptığı, “yanlışlıkla oldu, biz aslında filan örgütü vuracaktık, çok üzgünüz” türü açıklamalara benzer. İşte bunun bir benzeri, insanların iffetiyle oynayıp iki paralık ettikten sonra ‘özür dilerim, mesaj bana da öyle gelmişti’ deyip işin içinden sıyrıldığını zannetmektir. Bu kâfir kafasıdır.

16. Takipçilere Söylenen Pozitif Bir Söz, Sadakadır

Mesela beş yüz takipçisi olan arkadaşımız, rutinlerin (kandil akşamı, cuma‐bayram günü) dışında interneti tatlı bir söz, nasihat, ikaz için ne kadar kullanıp kullanmadığı konusunda muhasebe yapmalıdır. Resûlullah aleyhissalatu vesselam, “tatlı söz sadakadır” buyuruyor. Kur’an’ımız da “insanlara güzel sözler söyleyin” (Bakara suresi, 83. ayet) demektedir:  وَقُولُوالِلنَّاسِحُسْنًا

Müslümanlar bunu sadece kandil gecelerinde‐bayramlarda yapıyorlar ama bu zaten otomatik gönderim olduğundan yok kabul edelim; durup dururken takipçilerine tatlı söz söyleyen kimse olunmalıdır –cıvıtmadan, sulandırmadan. Bir mümin, interneti bu mantıkla ne kadar kullandığını test etmelidir. Böyle kullanılmıyor ise internetin zekâtı verilemiyor, internet dinimize ve ahlakımıza hizmet ettirilemiyor demektir.

Kaynaklar

Bu yazı, Suffagah.com ekibi tarafından Nureddin Yıldız Hocaefendi’nin Sosyal Doku Vakfında yapmış olduğu İnternet Fıkhı 3-4-5 derslerinden özetlenerek listelenmiştir.


Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver



İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

4 Comments

  1. 1
  2. 2

    Herhangi bir paylaşımda birinin arkasından konuşuluyorsa dedikodusu yapılıyorsa günaha ortak olmamak adına o kişileri uyarmak zorunda mıyız kalbimizle buğz etsek ve o tarz paylaşımları okumasak uzak dursak olur mu?

  3. 4

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>