Hadis, İslam, Kur’an ve Sünnet, Yazılar

Her Haftaya Bir Hadis-i Şerif Serisi: 10. Hafta

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû. Her hafta bir Hadis-i Şerif serimizin 10. ve son haftasındayız. Bundan sonra da hadis paylaşımlarına farklı seri ve listelerle  devam edeceğiz inşAllah.  Zahmet olmazsa istek, görüş ve yorumlarınızı bekliyoruz 🙂

1. Hadisimiz

Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in azadlısı, dostu ve dostunun oğlu olan Ebû Zeyd Üsâme İbni Zeyd İbni Hârise radıyallahu anhümâ’dan nakledildiğine göre o şöyle dedi:

Kızı (Zeynep), Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e:

– Oğlum ölmek üzeredir, lütfen bize kadar geliniz, diye haber gönderdi. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:

– “Alan da veren de Allah’tır. O’nun katında her şeyin belli bir vakti vardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin”, buyurarak kızına selâm gönderdi.

Bunun üzerine Kızı, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem’e;

– Ne olur, mutlaka gelsin, diye tekrar haber yolladı.

Bu defa Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem yanında Sa’d İbni Ubâde, Muâz İbni Cebel, Übeyy  İbni Kâ’b, Zeyd İbni Sâbit ve başka bazı sahâbîler olduğu halde kalkıp kızına gitti. Çocuğu Hz. Peygamber’e verdiler, kucağına aldı. Yavrucak pek zor nefes almaktaydı. Resûlullah’ın gözlerinden yaşlar boşandı.

Durumu gören Sa’d İbni Ubâde:

– Ey Allah’ın Resûlü, bu ne haldir? dedi.  Nebî sallallahu aleyhi ve sellem de:

“Bu, Allah’ın, kullarının kalbine koymuş olduğu merhamet duygusudur” buyurdu.

Hadisin bir başka rivâyetinde Hz. Peygamber, “Bu, dilediği kullarının kalbine Allah’ın koyduğu bir rahmettir. Zaten Allah ancak, merhametli kullarına rahmet eder”buyurmuştur.

| Buhârî, Cenâiz 33, Müslim, Cenâiz, 9, 11. Ayrıca bk. Buhârî, Eymân 9, Merdâ 9, Tevhîd 25; Ebû Dâvûd,Cenâiz 24, Edeb 58; Nesâî, Cenâiz 22; İbni Mâce, Cenâiz 53

2. Hadisin Ravisi: Üsame İbni Zeyd

Hadisimizin râvîsi Üsâme İbni Zeyd radıyallahu anhümâ “hibbu Resûlullah” (Resûlullah’ın sevgilisi) lakabı ile bilinmektedir. Resûlullah’ın onu ve torunu Hasan’ı kucağına alıp “Allahım, ben bu ikisini seviyorum, sen de sev onları!” buyurduğunu rivayet etmektedir. 

Üsâme, küfür, şirk ve Câhiliye pisliklerine hiç bulaşmadı. Hicretten sonra savaşlar başlayınca,yaşı küçük olduğu için ilk harblere katılamadı . Fakat kısa zamanda seriyyelerde er ve komutan olarak görev aldı. Mekke fethinde ve sonraki harblerde bulundu. 

Üsâme bir harbte başından geçen olayı şöyle anlatır: 

Medineli bir müslüman ile birlikte bir müşriki takibe başladık. Yakalanacağını anlayınca Lâ ilâheillallah deyiverdi. Medineli müslüman derhal silahını geri çekti. Ben ise, onun canını kurtarmak maksadıyla kelime-i tevhîd’i söylediğini düşünerek aman vermeyip adamı öldürdüm. Dönüşte durumu Resûlullah’a haber verdiğimizde:

– “Ey Üsâme!, Lâ ilâhe illallah diyen birini mi öldürdün?” diye o kadar çok tekrar etti ki, ben o gün müslüman olmayı ve o adamı öldürmemiş olmayı temenni ettim. 

– “Bundan böyle asla Lâ ilâhe illallah diyen kimseyi öldürmeyeceğim” dedim. Resûlullah:

– “Benden sonra da mı Ey Üsâme?” buyurdu. 

Ben de: 

– “Evet, sizden sonra da” dedim. 

Hz. Üsâme’nin, Hz. Osman’ın şehid edilmesiyle başlayan olaylarda hiçbir tarafı tutmayıp olaylara karışmamasında muhtemelen bu kararı etkili olmuştur.

Üsâme, Hz. Peygamber tarafından daha 18 yaşında bir delikanlıyken, büyük sahâbilerden birçoğunun er olarak bulunduğu orduya komutan tayin edilmiştir. Ne var ki, Resûlullah’ın hastalığı sebebiyle Medine’den ayrılmayan Üsâme ordusu, Efendimiz’in defninden sonra Halife Hz. EbûBekir’in emriyle göreve çıkmıştır. Görevini başarı ile tamamlamış ve Medine’de büyük sevinç gösterileri ile karşılanmıştır. 

Hz. Ömer, Üsâme ile karşılaştığında ona şöyle derdi:

– Selâm sana ey emîr! Resûlullah vefat ettiğinde sen bizim emirimizdin. 

Ömrünün 20 yılını Hz. Peygamber’in çok yakınında geçirmiş bulunan Hz. Üsâme, Hz.Peygamber’den 128 hadis rivayet etmiştir. Bunlardan on beşini Buhârî ve Müslim birlikte rivayet etmişlerdir.

Hz. Peygamber’in “Allah ve Resûlünü seven, Üsâmeyi sevsin!” buyruğunun muhatabı bu yiğit sahâbî, 60 yaşındayken hicrî 54. yılda vefat etti.

Allah ondan razı olsun.

3. Açıklama 1

Hadîs-i şerîfte Peygamber Efendimiz’in sözü edilen kızı, Zeyneb’tir. Bu durum, Musannef adlı büyük hadis kitabıyla tanınan İbni Ebû Şeybe’nin bir rivâyetinde açıkca görülmektedir.

Can çekişen yavrunun adı, Ali İbni Ebü’l-Âs’tır. Ebü’l-Âs, Hz. Zeyneb’in ilk kocasıdır.

Kızının çağırdığını duyunca Hz. Peygamber’in kalkıp gitmemesi, ancak Hz. Zeyneb’in yemin vererek gönderdiği son haber üzerine gitmesi, bir kaç ihtimalle açıklanabilir:

Hz. Peygamber o anda ya önemli bir işle meşgul bulunuyordu; ya da Hz. Zeyneb’i eğitmek, Allah’a tam teslim olmak gerektiği fikrini ona vermek istemişti veya  bu tür çağrıları alınca hemen gitmenin gerekli olmadığını beyan etmek istemişti.

Hadisin râvîsi Üsâme İbni  Zeyd,  haberi Hz. Peygamber’e verdikleri zaman çocuğun can çekişmekte olduğunu, zor nefes aldığını Buhârî’nin bir başka rivâyetinde daha açık ve duygulu ifâdelerle anlatmaktadır. İşte bu manzara karşısında rahmet peygamberi Efendimiz’in gözleri yaşarmıştır.

Hazrec Kabilesi reisi büyük sahâbî Sa’d İbni Ubâde’nin:

– Ölüye ağlamayı  yasakladığın halde  bu gözyaşları nedir, ya Resûlallah? diye sorması, onun her türlü üzüntü ve göz yaşını, yasak edilen yaka-paça yırtarak ve bağırıp çağırarak ağlamak (niyâha) hükmünde sanmasındandır. Efendimiz ise, sessiz ve ılık gözyaşı dökmenin, Allah Teâlâ’nın, kullarına verdiği merhamet ve acıma hissinin tabiî ve güzel bir neticesi olduğunu söylemiş; Allah’ın, ancak merhamet sahiplerine rahmet edeceğini bildirmek suretiyle böylesi üzüntünün hem yasak olmadığını hem de mertliğe ve yiğitliğe aykırı bulunmadığını anlatmıştır.

4. Açıklama 2

Hz. Peygamber’in, kızı Zeyneb’e haberci ile  ulaştırdığı sözleri, tam bir tâziye ve teselli örneğidir: “Alan da veren de Allah’tır. Her canlının belli bir ömrü vardır. Sabretsin ve ecrini Allah’tan beklesin.” İşte bu hâl, başa gelene rızâ çizgisidir. Sabır da zaten her zamankinden çok böyle yerde gereklidir.

Burada üç ayrı senetle gelmesine rağmen, iki senedinin tenkid edilmiş olması sebebiyle  “zayıf” sayılan bir rivâyeti, Hz. Peygamber’in Muâz İbni Cebel’e yazdığı mektubun tercümesini, bir tâziye örneği olarak kaydetmek istiyoruz.

“ Bismillahirrahmanirrahim

Allah’ın resûlü Muhammed’den Muâz İbni Cebel’e…

Allah’ın selâmı üzerine olsun…

Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah’a hamdettiğimi sana iletmek isterim. İmdi; Allah ecrini artırsın, sana sabretme gücü versin. Bizi ve seni şükre muvaffak kılsın. Zira canlarımız, mallarımız, evlâd ü iyâlimiz, azîz ve celîl olan Allah’ın bize tatlı hibeleri, geçici bir süre için  yanımıza bıraktığı emânetleri cümlesindendir. Allah sana  o çocuğu vermekle seni sevindirdi. Şimdi de onu büyük bir ecir karşılığında senden aldı. Onun karşılığında Allah’tan rahmet, mağfiret ve hidâyet bekliyorsan, sabret.. Üzüntü ve kederin, ecrini yok etmesin, sonra pişman olursun.

Bil ki, ağlayıp sızlamak hiç bir şeyi geri getirmez, hüzün ve kederi de defedemez; başa gelecek olan zaten gelmiştir 

| Hâkim, el-Müstedrek, III, 273. Hadisin durumu hakkında bilgi için bk. İbni Arrâk,Tenzîhu’ş-şerî’a, II, 368

5. Hadisten Öğrendiklerimiz

1. Feryâd ü figân etmeksizin ölüye ağlamak câizdir.

2. Fazilet sahibi kişileri ölmek üzere olan hastanın yanına getirmek, gelmek istemezlerse, gerekiyorsa ısrar etmek câizdir.

3. Ölüm olayından önce ölünün yakınlarına sabır tavsiye edilir.

4. Çocuk da olsa hasta ziyâreti meşrûdur ve bu ziyârete izinsiz de gidilebilir.

Kaynaklar

Riyazüs Salihin – Hadis-i Şerif Tercümesi – Erkam Yayınları

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

2 yorum var.

  1. 1
  2. 2

    Neden bitiriyorsunuz .ben her haftanı. Hadisini defterime yazmaya çalışıyordum .ne olur bu şekilde devam etsin efendimiz ;sav)in hadis sohbeti

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>