İslam, Tefekkür, Yazılar

Dünya Okyanusu

dunya-okyanusu

Dün sahile gittim. Orada oturmuş, devasa Kaliforniya dalgalarını izlerken garip bir şey fark ettim. Okyanus nefes kesici güzellikteydi. Ama güzel olduğu kadar ölümcüldü de. Kıyıdan hayran kaldığımız aynı muhteşem dalgalar, içine girersek bizi öldürebilirdi. Hayatın devamı için gerekli olan su, boğulmaya sebep olarak hayatı bitirebilirdi. Ve gemileri yüzdüren o okyanus, aynı gemileri binbir parçaya ayırabilirdi.

Dünya hayat da aynı okyanus gibi… Kalplerimiz de gemiler…

Okyanusu ihtiyaçlarımızı karşılamak ve asıl varmak istediğimiz yere ulaşmak için kullanabiliriz. Ama okyanus sadece bu, bir araç, bir vasıta… Okyanustaki yiyecekleri aramak için bir vasıta, seyahat etmek için bir vasıta, daha önemli bir amaca hizmet etmek için bir vasıta. Sadece geçip gitmeyi düşündüğümüz, içinde kalmak istemediğimiz bir vasıta. Okyanus araç olmaktan çıkıp, sonumuz olsaydı ne olurdu düşünün.

Sonunda boğulurduk.

Okyanus suları geminin dışında kaldığı sürece, gemi yüzmeye ve kontrolde olmaya devam eder. Ama o su, gemiye sızmaya başladığında ne olur? Dünya kalplerimizin dışındaki su olmaktan çıktığında, artık sadece bir vasıta olmadığından ne olur? Dünya kalplerimize girdiğinde ne olur?

İşte o zaman gemi batar.

İşte o zaman kalp rehin alınır, köleleşir. Ve işte o zaman, bir zamanlar kontrol altında olan dünya sevgisi, bizi kontrol etmeye başlar. Okyanus suları gemiye girdiğinde, gemi artık kontrolden çıkar. Geminin akıbeti ise okyanusun merhametine kalır.

Dünya okyanusunda batmayıp yüzmeye devam edebilmek için, bu dünyayı Allah Subhanallahi ve Teâlâ’nın Âli İmran suresinde bize söylediği gibi görmeliyiz:

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde, akl-ı selim sahipleri için gerçekten açık, ibretli deliller vardır.” [Ali İmran Suresi 190]

Dünyada yaşıyoruz ve dünya aslında bizim kullanmamız için yaratıldı. Dünyadan kopmak demek, dünya ile tamamen ilişkimizi kesmek demek değil elbette. Bundan ziyade Efendimiz’in sallallahu aleyhi ve sellem bu konuda bize öğrettikleri şu olaydaki gibidir.

Enes ibni Mâlik radıyallahu anh şöyle dedi: “Peygamber Efendimiz’in sallallahu aleyhi ve sellem nâfile ibadetlerini öğrenmek üzere, sahâbeden üç kişilik bir grup, Peygamber hanımlarının evlerine geldiler. Kendilerine Efendimiz’in ibadetleri bildirilince, onlar bunu azımsadılar ve “Allah’ın Rasûlü nerede biz neredeyiz? Onun geçmişteki ve gelecekteki günahları bağışlanmıştır.” dediler. İçlerinden biri: ”Ben ömrümün sonuna kadar, bütün gece uyumaksızın namaz kılacağım.” dedi. Bir diğeri ”Ben de hayatım boyunca gündüzleri oruç tutacağım ve oruçsuz gün geçirmeyeceğim.” dedi. Üçüncü sahâbî de “Ben de sağ olduğum sürece kadınlardan uzak kalacak, asla evlenmeyeceğim.” diye söz verdi. Bir müddet sonra Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem onların yanına geldi ve kendilerine şunları söyledi: “Şöyle şöyle diyen sizler misiniz? Sizi uyarıyorum! Allah’a yemin ederim ki, ben sizin Allah’tan en çok korkanınız ve O’na en saygılı olanınızım. Fakat ben bazen oruç tutuyor, bazen tutmuyorum. Gece hem namaz kılıyor, hem de uyuyorum. Kadınlarla da evleniyorum. Benim sünnetimden yüz çeviren kimse benden değildir.”

[Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5. Ayrıca bk. Nesâî, Nikâh 4]

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, dünyadan kopmak için ondan elini eteğini çekmedi. Onun bu kopuşu çok daha derindi. Onunki kalbin kopmasıydı. Onun tüm bağlılığı Allah Subhanallahi ve Teâlâ’ya ve şu ayeti bildiği için onun tarif ettiği asıl yurdaydı:

“Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Ahiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.” [Ankebut Suresi 64]

Kopmak demek, dünyada bir şeylere sahip olamayız demek de değil. Sahabelerin çoğu varlıklı insanlardı. Bundan ziyade dünyadan kopmak, dünya ile bağımızı ve etkileşimimizi, onun gerçekte ne olduğunu bilerek kurmamız demek; yani bir vasıta olduğunu bilerek. Aslında bu kopma dünyanın ellerimizde olması, kalplerimizde değil. Ali radıyallahu anha’nın çok güzel ifade ettiği gibi: “Dünya ile uzaklaşma senin hiçbir şeye sahip olmaman demek değil, dünyanın sana sahip olmaması demektir.”

Gemiye giren okyanus dalgaları gibi, dünyanın kalbimize girmesine izin verdiğimiz an, biz de batarız. Okyanusun amacı gemiye girmek değildi, o sadece dışında kalmamız gereken bir vasıtaydı. Dünya da asla kalbimize girmek için var olmadı. Kalbimize girecek ya da bizi kontrol edecek bir şey değil. Bu yüzden Allah Subhanallahi ve Teâlâ Kuran’da dünyadan tekrar tekrar mata’a diye bahsediyor. Bu kelimeyi “geçici dünya zevki için kaynak” olarak çevirebiliriz. Bir kaynak. Bir araç. Varılacak hedef değil, sadece yol. Bu aynı zamanda Peygamberimiz’in sallallahu aleyhi ve sellem şu sözünde etkili bir biçimde ifade ettiği anlayış:

“Benimle dünyanın hali ancak bir ağacın gölgesinde bir müddet dinlenip de bırakıp giden bir yolcu gibidir”.

[Müsned-i Ahmed, Tirmizi, İbn-i Mace]

Bir seyyahın örneğini düşünün. Seyahat ederken, orada kalmanızın geçici olduğunu biliyorsanız ne olur? Bir şehirde sadece bir gece geçirecekseniz, oraya ne kadar bağlanırsınız? Geçici olduğunu biliyorsanız, en kötü yerlerde de kalabilirsiniz. Ama oralarda yaşamak ister misiniz? Muhtemelen hayır. Farz edin ki patronunuz sizi kısa dönem bir proje için bir yere gönderdi, ama her an eve geri çağırılabilirsiniz. O şehre nasıl bakardınız? Büyük paralar yatırıp evler arabalar alır mıydınız? Tüm birikiminizi orada bir şeyler biriktirmeye harcar mıydınız? Büyük ihtimalle hayır. Muhtemelen birkaç günlük ihtiyacınız olan şeylerden fazlasını almazdınız, çünkü her an geri çağırılabilirsiniz.

İşte bu seyyahın düşüncesidir. Bir şeyin geçici olduğunun farkına vardığınızda doğal olarak gelen bir kopma vardır. İşte Peygamberimiz’in sallallahu aleyhi ve sellem, derin manalı hadisinde bahsettiği şey budur. O bu dünyaya kendini kaptırmanın tehlikesinin farkındaydı. Aslında bizim için en korktuğu şey de buydu. Bu konuda şöyle söylemişti:

“Sizler için fakirlikten korkmuyorum. Fakat ben, sizden öncekilerin önüne serildiği gibi dünyanın sizin önünüze serilmesinden, onların dünya için yarıştıkları gibi sizin de yarışa girmenizden, dünyanın onları helâk ettiği gibi sizi de helâk etmesinden korkuyorum.”

[Buhârî, Rikâk, B. 7, Cizye, B. 1, Megazî, B. 12; Müslim, Zühd, H.No: 6]

Mübarek efendimiz bu hayatın gerçek doğasını anlamıştı. Ona ait olmadan, dünyada var olabilmeyi anlamıştı. Hepimizin açılmak zorunda olduğu okyanusa o da açılmıştı. Ama onun gemisi nereden geldiğini ve nereye gittiğini biliyordu. Onunki kuru kalan bir gemiydi. Güneş ışığında parlayan okyanusun, su alan gemiler için mezarlık olacağının farkındaydı.

 

Bu yazı Yasmin Mogahed’in ‘Reclaim Your Heart’ isimli kitabından ‘The Ocean Of Dunya’ isimli bölümünün çevirisidir.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver



İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>