Kimdir?, Liste, Örnek Şahsiyetler

10 Maddede Bir Tevazu Abidesi: Mehmet Akif Ersoy

Bismillah. Es selamu aleyküm.. Bu yazımızda, herkesin gönlünde değerli bir yere sahip olan, fakat genellikle hakkında çok az bilgiye sahip olduğumuz birinden, İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’dan bahsedeceğiz..

1. Asıl İsmi

Babası Tahir Efendi, biricik oğlunun doğum tarihi olan Hicri 1290 Şevval ayını belirtmek için, adını “Ragıf” koymuştu. Ama bu adı ne annesi Emine Şerif Hanım, ne de başkaları telaffuz edemediler. Ve herkes onu “Akif” diye çağırdı. Ve “Ragıf” ismi, bilahare okul idaresince “Akif” olarak düzeltildi.

2. Ruhunun Kanayan Yarası

Babası Tahir Efendi asabi bir insandı. Çok sevdiği oğlunun tahsil ve terbiyesini bizzat yüklendiği için, sık sık dayağa başvurduğu olmuştur. Kim bilir? Belki de özel öğretmen olarak kapılandığı bu konakta, terbiyelerinde ileri gidemediği Paşazadelere duyduğu öfkeyi çok sevdiği biricik oğlundan çıkarmıştır..

Bu dayak faslı, Akif’in ruhunda derin bir yara gibi hiç iyileşmeden ve ölünceye kadar kanamıştır. Bütün sohbetlerinde ve yazılarında bunun derin izleri görülebilir. Bu yüzden, terbiye konusunda düsturu; “İntizam içinde serbesti” olmuştur..

İbnü’l-Emin Mahmud Kemal’in belirttiğine göre, Akif henüz on iki yaşında iken şairlik alametleri görünmeye başladı.

3. Kendini Adadığı Dava İçin

Mehmet Akif, baytar mektebinde iken bir yandan şiirler yazıyor öte yandan Arapça ve Fransızca öğreniyordu. Bu onun özel ve dayanılmaz arzusuydu. Doğu’yu ve Batı’yı tetkit edebilmek için Arapça ve Fransızcayı ana dili gibi öğrenmeliydi. Bunu da başardı..

İskeçeli Hafız İsa Efendi’nin dizi dibinde bir yılda Kur’an’ı Kerim’i hıfzeden (ezberleyen) Akif, ileride devletçe Kur’an’ı tercüme etme görevi verilecek kadar bu ilahi ilim deryasını kucakladı. Ayrıca, Fransız edebiyatının en ağır eserlerinin künhüne varacak kadar Fransızcaya hakim oldu.

4. Milli Mücadele

Akif, milletin özüyle, “sözde aydın” tabakanın hor gördüğü, topuğu yarık çarıklı erkanın başında erkân-ı harp zabiti gibidir. Camiden camiye, meydandan meydana koşarak kâh baş gösteren isyanları bastırmak, kâh ataleti dağıtarak istiklal ruhunu şahlandırmak için çaba sarf edecektir…

5. İstiklal Marşı

İstiklal Marşı’nı “O, milletin malıdır.” diyerek Safahat‘ına bile almayan, kazandığı mükafatı ihtiyacı olduğu halde bir hayır kurumuna bağışlayan Mehmet Akif’i devrin dar düşüncesi bağışlamamış, bunca vatan hizmetini ilahi bir emir gibi ifa eden şaire Hizmet-i Vataniyye’den tahsisat verilmemiştir.

6. Kıyafeti

Akif, temizlik ve tertibe azami itina göstermekle birlikte kıyafetinde pek titiz değildir. İçinde rahat edebileceği ve temiz olan her türlü elbiseyi giyebilmektedir. Kıyafetinde uyum aramaz, üzerinde iyi durup durmadığına bakmazdı. Zaten durumu da aslında buna pek müsait değildi.

Dostlarının hatıralarında, kıyafetinin kimi zaman insanı güldürecek derecede pejmurde olduğu belirtilmektedir. Bir başkasının hediyesi olan paltosunu, kış ortasında ihtiyacı olan birine verip, kendisi ceketle dolaşmıştır.

7. Diğer Bir Gönül Yarası: Aile Hayatı

Mehmet Akif’in aile hayatı pek huzurlu değildir. Bunu, kendisi şu cümlesiyle belirtmiştir: “Bu aile gaileleri beni çok yordu. Bu gailelerden azade olsaydım daha güzel eserler yazardım.”

Akif, biri dört yaşında ölen altı çocuk babasıdır. Ancak, tek başına çıkmak zorunda kaldığı uzun seyahatler, çok uzun süren yolculuklar yüzünden çocuklarının tahsil ve terbiyesiyle de ilgilenme imkanı bulamamıştır. ‘Hayat Arkadaşım‘ adlı kıt’asında:

“Seni bir nura çıkarsam diye koşsam durdum,

Ey bütün dalgalı ömrümde hayat arkadaşım!

Dağ mıdır karşı gelen, taş mı hep aştım lakin,

Buruşuk alnıma çarpan bu sefer kendi taşım!”

diyerek sanırız “…koca bir ömr-ü heder” içinde, ihmal ettiği ailesine karşı duyduğu borçluluk hissinin ızdırabını dile getirmektedir…

8. Kuran-ı Kerim Tercümesi

Diyanet Riayeti tarafından Kur’an tercümesi ve tefsirinin ısrarlı teklifi ile karşılaştı. Bu işi, Elmalı’lı Hamdi Bey ile yapacaktı. Tercümeyi Akif, tefsiri ise Elmalılı yapacaktı. Akif bu iş için Mısır’da uzun seneler uğraştı. Ancak, yaptığı tercümeyi bir türlü beğenmiyor, iş git gide uzuyordu. Riyaset, sıkıştırmaya başlayınca Akif bu işten imtina etti. Ve tercüme işi tefsiriyle beraber Elmalılı’ya devredildi.

9. Muradı

O, tefrikalarla parçalanmaya hep karşıdır. Garb’ın “tek dişi kalmış iki yüzlü medeniyeti”nin de İslamiyet’e tefrika ve hurafeyi sokan Şark’ın da karşısındadır. ‘Asım’ın Nesli’ ve ‘ecdadını çiğnetmeyecek bir nesil’ hayaliyle yaşadı hep.

Taassubun karşısında bir duvar gibi durdu. Kur’an’ın, “ne mezarlıkta okunmak ne de fal bakmak için” gelmediğini ömrünce haykırıp durdu…

10. Vedası

Mehmet Akif, bir yandan vatan hasreti, öte yandan yaşadığı iklimin ağır şartları ile gitgide tükenmekteyken; arkadaşlarının yardımıyla Türkiye’ye geldi.

Yakalandığı hastalık Siroz’du. “Bana çok görme ilâhi bir avuç toprağını” diyecek kadar bezginlik içindeydi. Son zamanlarda nefes darlığı başladı. Sık sık krizlerle perişan oluyordu. Ziyaretçileri çoktu fakat çare değildi bunlar. Hastaneye kaldırıldıktan kısa bir süre sonra o gür sesli, zinde vücutlu pehlivan artık bitmişti. 27 Aralık 1936 akşamı, sevenlerinin yüreğine sönmeyecek bir kor bırakarak ebediyete intikal etti. Kabri, Edirnekapı Mezarlığı’ndadır.

11. Bitirirken.. Bir Şiir!

Çanakkale Şehitlerine

Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar…

O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,

Yaralanmış tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,

Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!

Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.

Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i…

Bedr’in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?

İslâm’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,

O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;

Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;

Sen ki, a’sâra gömülsen taşacaksın…Heyhât,

Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât…

Ey şehîd oğlu şehîd, isteme benden makber,

Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

| Mehmet Akif Ersoy

Allah onun ruhunu şad etsin.. Biz ondan razıyız sen de ondan razı ol ya Rabb. Allah bize, O ve onun gibi nice insanları hakkıyla anlayabilmeyi nasip eylesin. Amin…

Kaynaklar

| Sadettin Kaplan, 20. Yüzyıl Türk Şiirinde 5 Şair, Sf. 89-136.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>