Kimdir?, Tarih, Yazılar

Bir Dil, Bir Adam, Bir İdeal, Bir Hayat

Söz konusu Kudüs ve Mescid-i Aksa olduğunda her Müslümanın içinden bir şeyler yapmak geçiyor. Çoğumuzun kafasında ben ne yapabilirim, nasıl yapabilirim, nereden başlamalıyım gibi sorular oluşuyor. Aslında hepimiz şu meşhur minber hikayesini biliriz. O marangozun duruşundan ötürü, biz de elimizden ne gelirse onu yapmak gayretini göstermek istiyoruz. Fakat elimizden geleni yapmak derken çoğu zaman bunu bir bahaneye dönüştürüyoruz. Bir slogan atmanın yeterli olduğunu düşünüyoruz. Ya da profilimize bir Mescidi aksa resmi koyduğumuzda, bir söz paylaştığımızda elimizden geleni yapmış sayıyoruz. Maalesef yıllardır bu yaptıklarımız duygusallıktan öteye geçmedi. En kötüsü de İslam dünyasının kanayan yarası haline gelen bu mesele o kadar sıradanlaştı ki belki de artık dualarımızda bile yer almıyor. Kanayan bir yarayı iyileştirmek yerine bu yarayı kullanıp sızlanmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Fakat bizi yaralayanlar durmayıp devam ediyor, bizim göz ardı ettiklerimizi önemsiyorlar.

Gelin şimdi de bir Müslüman da olması gereken azmin ve sabrın bir Yahudi’ye neler kazandırdığına bakalım. Tek başına antik bir dili canlandıran Eliezer Ben Yehuda’nın hikayesi… 

1. Hayattaki Tek Hedefi

1858’de bugünkü Beyaz Rusya topraklarında dünyaya gelen Ben Yehuda, çocukluğunda din dili olarak öğrendiği İbraniceyi, güncel bir dile dönüştürmeyi kafasına koymuştu. 16 yaşına gelmeden Fransızca, Almanca ve Rusça da konuşmaya başlayan Ben Yehuda için, hayatta tek hedef vardı: İbraniceyi diriltip sinagoglardan ve tozlu kitap sayfalarından çıkarmak.  Bunun için, günlük hayatta karşılaştığı herkesle İbranice konuşarak işe başladı.

2. İlk İbranice Günlük Konuşma

13 Ekim 1881’de Paris’te bir grup arkadaşına ilk kez İbranice hitap eden Eliezer’in sözleri, “Modern dönemdeki ilk İbranice günlük konuşma” olarak kayıtlara geçti. Muhataplarının İbraniceyi anlayıp anlamadığını hiç önemsemeyen genç Eliezer’in taviz vermesi söz konusu değildi. Bir süre sonra, yakın çevresi, onunla iletişim kurabilmek için İbranice öğrenmek zorunda kaldı. Ben Yehuda, dil direnişinde ilk meyveleri elde etmişti.

3. Filistin'de

Aynı yılın sonunda, henüz evlendiği eşi Devora ile Filistin’e gelen Eliezer Ben Yehuda, İbraniceyi diriltme planının ikinci ve üçüncü aşamalarını gerçekleştirmeye koyuldu. Öncelikle kendi ailesine İbranice konuşmayı şart koşan Ben Yehuda, İbranice bir gazete çıkarmaya ve dili Filistin’e göç eden bütün Yahudilere öğretmeye başladı. Günlük hayatta mevcut olmayan bir dili insanlara öğretmek hiç de kolay bir şey değildi. Yeni kelimelerin karşılıklarını türetmek, oyun ve masallar yazmak, var olanları tercüme edip uyarlamak, okullar ve kurslar açmak, en önemlisi de insanların İbranicenin yeniden konuşulur hale getirilmesi gerektiğine ikna etmek gerekiyordu. Eliezer Ben Yehuda, sabır ve inatla bütün bunları başardı. Yahudi ailelerin “sadece İbranice” konuşmasını teşvik için kampanyalar düzenledi, kendi ailesi de buna öncülük etti.

4. İsrailin Temelleri

Ben Yehuda, tüm bunlar yaparken İbranicenin günlük sözlüğünü ve dev bir lügatçesini hazırlamayı da ihmal etmedi. Üzerinde çalıştığı (ve ölümünden sonra ikinci karısı Hemda tarafından tamamlanan) lügatçe, bugün bile İsrail’in temel dil kılavuzu durumunda. Dil çalışmaları için kurduğu küçük komisyon ise, bugün İbranice Dil Akademisi olarak faaliyetlerini sürdürüyor.

Eliezer Ben Yehuda 1922’de, Kudüs’te tüberkülozdan öldüğünde, Israil’in kurulmasına daha 26 yıl vardı. Ama yeni devletin dili de, kültür altyapısı da, kurum ve metinleri de çoktan hazırdı. Ve bütün bunlar, ömrü boyunca tek başına deliler gibi çalışan bir adamın ve ondan ilham alanların çabalarıyla gerçekleşmişti.

5. Bize Ne Bu Adamdan?

  “Bize, aslında bizim de köklerimizde mevcut olan bir çalışma disiplinini hatırlatması gereken bir hikâye bu çünkü: 

Klâsik dönemlerde İslâm dünyası da böyle çılgın adamlarla doluydu. Herhangi bir dünyevi menfaat peşinde koşmadan sadece idealine odaklanan, şan-şöhret derdine düşmeden ömür boyu didinen gizli kahramanlardı hepsi. Çoğunun, yaşarken adı bile duyulmamıştı, ama ne büyük işler başardıkları ölümlerinden sonra anlaşıldı. Bugün birçok eseri, düşünce ve fikri onların bu cansiperane gayretlerine borçluyuz. Farkında olmasak da.

Bu örnekler, çabalarının sonucunu hemen görmek isteyen, başarıyı ekonomik kazançla özdeşleştiren, az bir gayretle büyük neticeler elde etmeye odaklanan bizim nesle epey yabancı. Teknolojinin hayatı kolaylaştırıcı etkisinin ciddi bir tembelliği de beraberinde getirdiği düşünülürse, günümüzde ideallere ömür adamak daha da zahmetli. 

Ancak İslâm dünyası olarak içine düştüğümüz karanlık tünelden, başka çıkış yok. Temel meselelerimizi, eksiklerimizi ve yapmamız gerekenleri büyük bir ciddiyetle ele alarak, deliler gibi çalışmaktan başka çare yok. “Kahrolsun” diye slogan attığımız devletlerin, dünyevî görevlerini nasıl ciddiyetle ve inatla yaptıklarını düşününce hele…” Taha Kılınç

Kaynaklar

Taha KILINÇ, Kudüs Yazıları

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

9 yorum var.

  1. 1
  2. 2
  3. 3
  4. 4
  5. 5
  6. 6
  7. 7
  8. 8
  9. 9

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>