Kültür, Sağlık, Yaşam

Balıklar İçin Felaket Olan Okyanustaki “Ölü Bölgeler” Büyüyor!

Okyanustaki “Ölü Bölgeler” Büyüyor ve Bu Balıklar İçin Bir Felaket

Zirai ilaç kullanımı gibi insan faaliyetleri ve yükselen sıcaklıklar nedeniyle okyanusta azalan oksijen seviyesi giderek artan bir problemdir. Deniz zeminlerinin, geçmiş dönemlerindeki düşük oksijenin geri döndürülmesi için 1.000 yıldan fazla zaman aldığı göz önünde bulundurulursa, Kaliforniya Üniversitesi’nin son çalışmasına göre, bu ciddi bir problem.

Düşük oksijen seviyeli okyanus bölgeleri, suda yaşayan organizmalar üzerinde büyük bir etkiye sahip ve hatta tüm ekosistemleri tahrip edebilir. Minimum oksijen alanları ya da “ölü bölgeler” olarak bilinen son derece düşük oksijen alanları, dünya okyanuslarının tahmini olarak %10’unu oluşturuyor ve gitgide artıyor.

Bu genişleme; suların ısınmasına, okyanus dolaşımlarının değişmesine ve deniz suyundaki çözünürlüğü azalan oksijene sebep olan küresel ısınmaya atfedilmiştir. Aynı zamanda çiftçilerin kullandığı gübre ve böcek zehiri ve diğer insan aktiviteleri azot ve fosfor gibi denize ulaşan yapı maddelerinin seviyelerinin artmasına yol açar.

Bu iki işlem, birlikte okyanusta kimyasal tortuların salınımını hızlandırır ve alglerin artmasını destekler. Devamında ise alg ölümü olur ve çürüme sonucu sudaki oksijen tüketimi artar. Sonuç olarak deniz dibindeki omurgasızlarve balıklar gibi suda yaşayan türler oksijen eksikliğinden boğulur.

Dolaşım ve akım etkileri nedeniyle, ölü bölgeler özellikle Peru kıyıları gibi   batı kıtasal kıyıları etrafındaki geniş şehirlerin ve Meksika Körfezi ya da Baltık Denizi gibi kapalı ya da yarı kapalı bölgelerin etrafında şiddetlidir.

300 m'de Oksijen Seviyesi

300 m’de ki oksijen düzeyleri, son derece düşük oksijenli okyanusal “ölü bölgeler” kırmızıyla işaretlenmiş. (Dünya Okyanus Atlası/Deniz Mikrobiyoloji Max Planck Enstitüsü.)

Geçmişe Bakış

Bu değişikliklerin ne gibi etkileri olacak? Ne insani nedenlerin etkilerinin nasıl büyük iklim değişikliklerine yol açacağını, ne de nasıl denenebileceğini ve çevre üzerindeki etkileri nasıl azaltılabileceğini henüz bilmiyoruz. Okyanustaki oksijen seviyesi tekrar yükselse dahi, dünyanın okyanus ekosistemlerini kurtarmak mümkün olabilecek mi?

Kaliforniya Üniversitesi, Ulusal Bilimler Akademisi Tutanakları’nda yayınlanan  çalışmasında, bu soruyu denemek ve cevaplamak için tohum karides, yumuşakçalar ve kırılgan yıldızlı olmak üzere 5.400’ün üzerinde deniz canlılarının fosillerini inceledi. Araştırmacılar, deniz dibi tortullarını inceleyerek, küresel ısınmanın 17.000-3.000 yıl önce bu tarihler arasında, son buzul çağından daha yakın zamandaki buzul dönemine geçiş sırasında deniz yaşamını nasıl etkilendiğini değerlendirildi.



Çalışma, okyanuslarda deniz dibi omurgasızlarının çöküşünün tamamlanmasına sebep olan yıkıcı değişikliklerin sadece 130 yılda olduğunu buldu. Daha endişe verici olanı ise, fosil kayıtları ekosistemi kurtarmanın en az 1.000 yıl aldığını gösteriyor.

Yani ölü bölgelerin mevcut büyümesi deniz yaşamındaki biyolojik çeşitliliğe yönelik sert ve uzun ömürlü değişiklikler bırakabilir. İnsan aktivitesi nedeniyle oluşan iklim değişikliği, kısa bir sürede büyük hasara neden oldu. Buna örnek olarak sadece son 50-100 yıl içinde kirlilikteki büyük artış, okyanustaki asitlenme, aşırı avlanma ve ormanların yok edilmesi verilebilir. Halbuki küresel ısınmanın etkilerini azaltmak uzun bir zamanımızı alır. Eğer gerçekten yapabilirsek, muhtemelen okyanus ekosistemlerini kurtarmak için büyük bir güç gerekecek.

Çöküşün Sorumluları

Çöküşün Sorumluları

Yine de okyanus ve deniz tabanında yaşayan mikroskobik organizmaların bizimle çok az alakası varmış gibi görünüyor olabilir. Ama okyanus ekosistemlerindeki küçük değişikliklerin, en küçük bakteriden en büyük balığa kadar bütün okyanus besin zinciri üzerinde muazzam etkileri olabilir. Canlıların besin zinciri üzerindeki herhangi etki, ekonomik kaynak ve besin kaynağı olarak ona güvenen insan toplulukları üzerinde büyük bir etkiye sahip olacaktır.

Alglerin artışı -yeşil çamur- yükselişte. Yazar Lee Bryant temin etti.

Çalışmalar, Pasifik’teki Barlam balığı gibi balık orta su balıkları popülasyonlarının, Güney Kaliforniya kıyılarındaki düşük oksijen bölgelerinde %60 oranında azaldığını gösteriyor.

Diğer taraftan, düşük oksijenli sulara daha toleranslı olan Humboldt kalamarı, aynı yerde sayısını önemli ölçüde arttırmıştır. Ölü bölgelerde hayatta kalan kalabilen balık bile sağlıklı değildir: Çok sayıda dişi Atlantik Şarlatanı’nın yumurtalıklarının yerine kısırlığın sebep olduğu cinsel biçimsizleşmelerden olan testise benzer organlar bulundu.

Geribesleme Döngüsü

Ekosistemdeki biyoçeşitlilikte herhangi bir kayma, şiddetli bir geri besleme döngüsüne yol açabilir: Deniz tabanındaki ölü bölgeleri, metan ve hidrojen sülfit üreten bakterilerin yaşadığı biyoçeşitlilik çöllerine çevirir. Azot gazı salınımı sonucu besin döngüsü değişiklikleriyle eşleşen sera gazlarının, okyanusun serbest bırakması ile atmosferdeki düzeylerinin artışı, küresel ısınmayı artırmakta ve ona katkıda bulunmaktadır.

1.000 yıl veya daha uzun bir zamanda ölü deniz alanlarının geri dönüşümü olasılığını önlemek için, çeşitli çevresel etkilerin nasıl ilişkili olduğunu daha iyi farketmemiz gerekiyor. De-oksijenizasyonun geçmişte okyanusa nasıl etki ettiğini anlamak ve günümüzde faaliyetlerimizin okyanusu nasıl etkilediğini bilmek, bir tekerrürü önlemek için veya en azından yaptıklarımızın etkilerini önlemek için kritiktir.

“theconversation.com”‘dan Alınıp Mekteb-i Suffa Tarafından Türkçeye Çevirilmiştir.

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>