Doğa, Hadis, İslam, Kur’an ve Sünnet, Yaşam

Ayetler ve Hadisler Işığında Müslümanın Çevre Hassasiyeti Nasıl Olmalı?

İnsan, varlık aleminde Allah’ın en değerli yaratığıdır. Akıl ve iradesiyle diğer varlıklara hakim ve üstün kılınmıştır. Yeryüzünde Allah’ın halifesi makamındadır. Allah her şeyi onun emrine vermiştir. Kur’an-ı Kerim’de bu şöyle ifade edilmektedir:

“Gökleri ve yeri yaratan, yukarıdan indirdiği su ile size rızık olarak ürünler yetiştiren, emri gereğince de denizde yüzmek üzere gemileri, nehirleri, belli yörüngelerinde, ay ve güneşi, gece ile gündüzü sizin buyruğunuza veren Allah’tır. İstediğiniz her şeyi size vermiştir. Allah’ın nimetlerini sayacak olsanız sayamazsınız.” (İbrahimSuresi, 33 ve34. Ayet Meali)

Bizi kuşatıp kucaklayan çevre, Allah’ın bize en değerli emanetidir. Yaşadığımız dünya, insanlığın müşterek mirasıdır. Hiç kimse, başkalarını hesaba katmadan eşyada dilediği gibi tasarrufta bulunamaz. Tabiat; malları yağmalanan bir mağaza değildir. Orada geçmişlerin, şimdikilerin ve bizden sonra geleceklerin, ayrıca diğer bütün canlıların da hakkı vardır ve bu hak mutlaka gözetilmelidir.

Cenab-ı Hak şöyle buyurur: “Allah’ın buyruklarını umursamayan şu insanların yaptığı hatalar yüzünden karada ve denizde fesat ortaya çıktı, nizam bozuldu. Doğru yola ve isabetli tutuma dönsünler diye Allah, yaptıklarının bazı kötü neticelerini onlara tattırır.” (Rum Suresi, 41. Ayet Meali) Halbuki Allahu Teala Rahman Suresi 7 ve 8. Ayeti Kerime’de: “Göğü Allah yükseltti ve mizanı koydu, sakın dengeyi bozmayın!” buyuruyor. Bu ilahi emri dinlemeyen insanlar zararı kendileri çekerler. Zira tabiattaki ilahi dengeyi bozan en büyük etkenin başta aşırı tüketim, israf ve doğal kaynakları kendini yenileyemeyecek şekilde tahrip etmek olduğunu biliyoruz. Çevreci bir bakış açısıyla okuduğumuzda, Kur’an’ın kutsal kitaplar içerisinde çevreye en çok  önem veren kitap olduğunu görüyoruz. İslam öncesi Araplar için tabiat, “ruhsuz ve anlamsız ” bir varlık iken, daha Kur’an’ın ilk ayetlerinden itibaren, yaratıcısının kudretini, ilmini, iradesini, celâl ve cemâlini yansıtan muhteşem bir kainat tablosu sunulur: “Bu kainatta her şey anlam yüklüdür; kendisinden ötesine işaret eden birayettir;O’nun hakkında bir belgedir. ” (Fussilet Suresi, 53. Ayet Meali) Gökleri güneş, ay ve yıldızlarla; yeryüzünü çiçekler, ağaçlar, bağlar, bahçeler ve çeşitli hayvan türleriyle süsleyen Allah’tır . Yeryüzünde suları akıtan, gökleri (direksiz) tutan, yağmurları yağdıran, gece ve gündüz arasındaki sınırı koruyan yine Allah’tır. Kainat bütün zenginliği ve canlılığıyla Allah’ın, yani kainatın yaratıcısının eseri ve sanatıdır. Bitkilerive hayvanları çift olarak yaratan ve onların çoğalmasını sağlayan da yine Allah’tır. Allah daha sonra da insanoğlunu yaratmıştır. Bulutlar O’nun izni ve gücü ile rüzgarlara bindirilmekte ve ihtiyaç olan yerlere gitmektedirler. Kur’an’ın diliyle yağmur, rahmettir. Su hayatın kaynağı olup, en büyük nimettir. Bağlar, bahçeler etrafımızdaki hayvanlar hepsi Allah’ın rahmetinin müşahhas örnekleridir. Rüzgarlar Süleyman Peygamber’in emrine verilmekte, dağlar ve kuşlar Hz. Davut’un yanık ve içten yakarışlarına ve dualarına iştirak etmekte, Hüdhüd kuşu, Hz. Süleyman’a arkadaşlık ve rehberlik etmektedir. Karıncalar ise onun ordusunun gelişini görmüş ve ayak altında ezilmemek için acele ile yuvalarına çekilmiş, tüm bunları işiten ve anlayan Hz.Süleyman ise tebessüm ile Rabb’ine şükretmiştir. Kur’an’ın bize takdim ettiği çevre anlayışının ve ahlakının ilk ve en muhteşem örneği Allah tarafından “tüm âlemlere” rahmet olarak gönderilen ( Enbiya Suresi,107.Ayet-i Kerime) Hz. Peygamber’in hayatıdır. Allah’ın Hz.Peygamber’le ilgili olarak ” Mü’minler için bir rahmet “ demeyip, “âlemler için bir rahmet ” demesinin anlamı konumuz açısından önemlidir. Onun sevgi, şefkat ve merhameti tüm varlıkları kuşatmış; her türlü canlı varlık o merhametten hissesini almıştır. Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), hayvanların ve kuşların korunmasını, onlara eziyet edilmemesini, temizlik ve bakımlarının yapılmasını, yaratılışlarına uygun işlerde kullanılmasını, fazla yük yüklenmemesini, av yasağı koyarak rastgele eğlence için avlanılmamalarını emretmiştir. Bu şefkat ve merhamet Peygamber’ini “rol modeli” olarak benimseyen Müslümanlar da tarihte bunun çok güzel örneklerini sergilemişler; göçmen kuşlar için vakıflar yapmaya kadar bu bilinci ileriye taşımışlardır . Yunus Emre, kainatın aşkın boyutundan hareketle, “yaratıldığından” ve “Yaratıcı”yı çağrıştırdığından dolayı tüm yaratılmışları sevmiş; yetmiş iki milleti öz kardeşi gibi görmüştür. Bizlere, “Kıyametin kopmaya başladığını görsen bile elindeki taze fidanı dik .” diye tavsiyede bulunan Hz. Peygamber’in (sallallahu aleyhi ve sellem) gerek uygulamalarında ve gerekse çeşitli hadis-i şeriflerinde ziraata ve ağaç dikmeye; mevcut ormanlık  alanları, ağaçları ve yeşil alanları korumaya, ormanlar teşkil etmeye büyük önem verdiği görülmektedir. Günümüzdeki sınırsız ve kontrolsüz tüketim çılgınlığı sadece tabiata değil, bizlere de zarar vermektedir . İslam, tabii çevreden ve Allah’ın nimetlerinden faydalanılmasına izin verir, ama bu faydalanma gereksiz ve keyfi kullanımı icap ettirmez. Müslüman birey, dünya nimetlerinden yararlanırken sınırsız ve sorumsuz bir tüketim anlayışıyla hareket edemez. Aksine o, bütün hareketlerini ve tüketim biçimlerini İslam’ın iktisat ilkesine dayandırmak zorundadır . Dünyadaki kaynakların sınırlı olduğunun her gün daha iyi anlaşıldığı; sürdürülebilir kalkınma ve ekonomi modellerinin tartışıldığı bir ortamda, Kur’an’ın bu emrini daha iyi anlıyor ve takdir ediyoruz. İsraf ve savurganlık Allah tarafından yasaklanmıştır. “ Ey Adem oğulları her mescide gidişinizde süslü, güzel elbiselerinizi üzerinize alın, yiyin için, fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (A’raf Suresi,31. Ayet Meali) Bizler Allah’ın yeryüzündeki emanetçileri ve halifeleriyiz. Tabiatın ve dünyanın efendileri olmadığımız gibi, dünya da dilediğimiz gibi tasarruf yapacağımız veya yapabileceğimiz bir malımız değildir. Tabiat, Allah tarafından yaratılmıştır ve Allah’ındır; bizlere bir emanet olarak bahşedilmiştir. İşte tamda bu noktada müslüman olmanın bir gereği olarak çevremize karşı duyarlı olmalıyız. Peki ya nasıl? Gelin beraber inceleyelim ve uygulayalım inşaAllah kendimize yakışanı…

1. Doğada canlılara karşı nasıl davranmalıyız?

Müslüman, gönlündeki huzuru ve güzelliiği tabiata da yansıtarak insanlara, hayvanlara, bitkilere ve hatta cansız varlıklara bile iyi davranır. Hiçbir varlığı incitmemeye dikkat eder. Bir gün Resullullah (salllahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yanından bir cenaze geçmişti. Efendimiz (salllahu aleyhi ve sellem): 

“Rahata ermiş ya da kendisinden kurtulunmuş” buyurdu. Sahabiler:

“–Ey Allah’ın Rasulü, «Rahata ermiş ya da kendisinden kurtulunmuş» ifadesinden kasdınız nedir?” diye sordular. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem):

“–Mü’min bir kul vefât ettiğinde dünyanın yorgunluğundan ve sıkıntılarından rahatlayıp Allah’ın rahmetine kavuşur. Günahkar ve kötü biri öldüğünde ise insanlar, beldeler, ağaçlar ve hayvanlar onun şerrinden kurtulup rahata ererler” buyurdu. (Hadis-i Şerif, Buhari, Rikak, 42; Nesai, Cenaiz, 48; Ahmed, V, 296, 302, 304)

Demek ki cansız zannettiğimiz varlıklarda bile bir şuur vardır. O hâlde insan, her yerde ve her hâlukârda başkalarını rahatsız edici şeylerden şiddetle kaçınmalıdır. Kırları, suları, havayı ve tabiî manzarayı kirletmek, yerlere çöp ve pislik atmak insanlık şeref ve haysiyetine yakışmayan bir davranıştır. Hem kendimizi hem de başkalarını düşünmemektir. Halbuki Müslümanlar, kirlettiği yerlerden başkalarının huzursuz olacağını ve tabiatın güzelliğinin bozulacağını düşünür; yenilen çekirdek, fındık, fıstık kabuklarını; şişe, konserve kutularını; kâğıt, paket artığı gibi kirletici şeyleri caddelere, sokaklara, piknik yerlerine atmazlar. Bu, mü’min olmanın ve kemale ermenin bir şartıdır. Zira Peygamber Efendimiz (sallalahu aleyhi ve sellem), insanlara eziyet verecek, gelip geçerken rahatsız edecek bir dalın, bir dikenin bile kaldırılmasını, imanın bir şubesi olarak kabul etmiş,  insanlara eziyet edenleri Allah’ın sevmediğini haber vermiştir.

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) bir gazveye çıkmıştı. Askerler bir ara konak yerlerini daralttılar ve yolu kestiler. Bunun üzerine Nebi (sallalahu aleyhi ve sellem) bir sahâbî gönderip askerler arasında şöyle nidâ ettirdi:

«–Kim bir yeri daraltır veya bir yolu keser (veya bir mü’mine ezâ verirse) onun cihâdı yoktur.» (Hadis-i Şerif, Ebu Davud, Cihad, 88/2629; Ahmed, III, 441)

2. Doğada yaşamanın edebi nasıl olmalıdır?

Yani cihadın sevabını alamaz. Bu bakımdan rastgele yerlere çöp atmak, tükürmek, araba park etmek, insanların gelip geçmesini zorlaştıracak malzemeler koymak gibi her türlü eziyet verici davranıştan sakınmak gerekir. Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) diğer hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur:

“…Yol üzerinde namaz kılmaktan ve oralara konaklamaktan sakının! Çünkü oralar yılanların ve yırtıcı hayvanların geçtiği yerlerdir. Yol üstüne abdest bozmaktan da sakının! Zira bu tür davranışlar kişiyi lânete mâruz bırakacak kabalıklardır.” (Hadis-i Şerif, Ahmed, III, 305; 381)

“Lânete mâruz kalacağınız üç şeyi yapmaktan sakının: Pınar başlarına, yol ortasına ve insanların gölgelendiği yerlere abdest bozmayın!” (Hadis-i Şerif, Ebu Davud, Taharet, 14/26; İbn-i Mace, Taharet, 21)

Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) bu muhteşem talimatında sadece insanın değil tabiattaki bütünlüğün görülüp büyük bir ahenkle muhafaza edildiği, çevre ve yabani hayatın dahi derin bir incelik ve dikkatle korunduğu görülmektedir.

Canlılara bu kadar değer veren İslam, tabiatıyla ağaca ve yeşil çevreye de çok ehemmiyet verir. Rasulullah (salllahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur:

“Kıyamet kopuyor olsa ve birinizin elinde bir fidan bulunsa, kıyamet kopmadan onu dikebilirse bunu hemen yapsın!” (Hadis-i Şerif, Ahmed, III, 191, 183)

3. Ağaç dikmenin fazileti nedir?

Ebu’d-Derda (radıyallahu anh) Şam’da ağaç dikiyordu. Birisi yanına yaklaşarak:

“–Sen, Hz. Peygamber’in dostu olduğun hâlde ağaç dikmekle mi meşgul oluyorsun?” diye gördüğü hâl karşısındaki şaşkınlığını ifade etti. Ebu’d-Derda (radıyallahu anh) ona şu cevabı verdi:

“–Dur bakalım, hakkımda böyle acele hüküm verme! Ben Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’i şöyle buyururken işittim:

«Bir kimse ağaç diker de o ağacın meyvesinden bir insan veya Allah’ın mahlûkâtından herhangi bir varlık yerse bu, o ağacı diken kimse için sadaka olur.» (Hadis-i Şerif, Ahmed, VI, 444. Bkz. Müslim, Müsakat, 7)

Yine Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur:

“Kim bir sidre ağacını (lüzumsuz yere) keserse, Allah onun başını cehenneme uzatır.” (Hadis-i Şerif, Ebû Davud, Edeb, 158-159/5239)

“Yerde bitmiş olan hiçbir nebat yoktur ki, onu, nezaretçi bir melek kanatlarıyla korumuş olmasın. Bu durum bitkinin hasad edilmesine kadar devam eder. Kim bu bitkiyi basıp ezerse o melek kendisine lânet eder.” (Hadis-i Şerif, Ali el-Müttaki, Kenz, III, 905/9122)

4. Ağaca zarar vermenin hükmü nedir?

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), Mekke’nin yanında Medine ve Tâif bölgelerini de harem ilan ederek oralarda ağaç kesmeyi, bitki örtüsünü tahrip etmeyi ve avlanmayı yasaklamış ve şöyle buyurmuştur:

“Allâh Rasûlü’nün korusu içinde bulunan ağaçlara sopa ile vurulamaz ve onlar kesilemez. Fakat zaruret hâlinde hayvanların yemesi için hafif ve yumuşak bir şekilde rıfk ile sallanarak yaprakları silkelenebilir.” (Hadis-i Şerif, Ebu Davud, Hac, 95-96/2039)

Yine Harise Oğulları kabilesinin otlak yeri için:

“Kim buradan bir ağaç keserse mutlaka onun yerine bir ağaç diksin!” buyurmuştur.

Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem), hayvanlarına yedirmek için elindeki sopayla bir ağacın dallarına vurarak yapraklarını dökmeye çalışan bir bedeviyi görmüştü. Yanındakilere:

«–O aʻrabiyi bana getirin, ancak yumuşak davranın, onu korkutmayın!» buyurdu. Bedevi yanına geldiğinde:

«–Ey aʻrabi! Yumuşak bir şekilde ve tatlılıkla sallayarak yaprakları dök, vurup kırarak değil!» buyurdu. (Hadis-i Şerif, İbnü’l-Esir, Üsdü’l-Gabe, Beyrut 1417, VI, 378)

5. Bu emanet hepimizin!

Yani Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem), her fırsatta çevreyi korumayı ve güzelleştirmeyi tavsiye ederek, bütün varlıklara karşı hürmetkar ve edepli bir toplum yetiştirmiştir. İlk halife Hz. Ebubekir’in (radıyallahu anh), sefere çıkmaya hazırlanan ordusuna hitaben yaptığı şu konuşma, bunun şahitlerinden biridir:

“Hainlik yapmayınız, ganimet malına ihanet etmeyiniz, zulmetmeyiniz, müsle yapmayınız (kulak, burun gibi âzâları keserek işkence etmeyiniz); çocukları, yaşlıları ve kadınları öldürmeyiniz! Hurma ağaçlarını kökünden kesmeyiniz ve yakmayınız, meyveli ağaçları kesmeyiniz; koyun, sığır ve develeri -yiyeceğiniz hariç- kesmeyiniz! Manastırlara kapanıp kendilerini ibadete vermiş kimselerle karşılaşacaksınız, onları ibadetleriyle baş başa bırakınız…”

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>