Eğitim, İslam, Kültür, Kur’an ve Sünnet, Liste, Yaşam, Yazılar

5 Maddede Eczacılık Fakültesine Giderken Okulu Bırakmak

Lisede olimpiyat çalışmış, çevresinin kendisinden beklentisi yüksek olan bir genç, 5 maddede okulu nasıl ve neden bıraktığını anlatıyor ve bu kararın alınma süreci sorgulanıyor…

1. Tarihe Özlem

Kalbinde Osmanlı sevdasının çocukluğundan beri capcanlı durduğunu söylüyor gencimiz. Bu sevginin onda zamanla o devre ait bir özleme dönüştüğünü, atalarının dünya hakimiyetini, ahlaki değerlerinin yüksekliğini, vatandaşlarının dürüstlüğünü – çalışkanlığını ve halktan padişaha herkesin çok dindar ve bilinçli Müslümanlar oluşunu, o günlere şahit olamasa da okuduklarıyla, dinledikleriyle hep aklında tutmuş. Bir zamanlar her şeyin nasıl bu kadar mükemmel olduğunu çözmek için çok uğraşmış. Ve bu sorunun cevabını, o zamandaki İslam bilginlerinin gerçekten kaliteli yetişmiş ve sayılarının bu döneme oranla hayli fazla olduğu gerçeğinde görmüş. Hayran kalınası padişahları da toplumu da onların yetiştirdiğini anlamış. O günlere geri dönmenin yolunu, ancak değerli alimlerin yetişmesinde ve insanları yetiştirmesinde bulmuş.

2. Tabuların Yıkılması

Bir zamanlar feminizm akımına kapıldığını, yıllarca kitaplardan bunu okuduğunu, üstelik bu fikrin ders kitaplarında yer aldığını söylüyor. Okuyup araştırdıkça feminizmin bir siyonist proje olduğunu anlamış ve “kadının toplumdaki yeri” hakkında kendisine aşılanmış fikirleri sorgulamaya başlamış. Kendisi muhafazakar biri olsa da sol görüşlü yazarların kitaplarını da okumuş. Hayretle, takip ettiği o yazarların da feminist düşünceyi şiddetle eleştirdiğini görmüş. Ve bu gibi akımların dünyaya oynanan bir oyun olduğuna karar vermiş. Okuduğu İslami eserlerde, kadının en büyük vazifesinin evi, eşi, çocukları olduğunu öğrenmiş. Kadının çalışma hayatında, sosyal aktivitelerde boy göstermesinin, karışık ortamlarda kendini kanıtlamaya çalışmasının doğru olmadığını anlarken sancılı bir dönemden geçtiğini söylüyor, ama zor da olsa bu tabusunu yıkmayı başarmış.

Bir başka tabu olarak, bir toplumun Batıya benzediği ölçüde modern olacağının, yer yer ders kitaplarında, çoğu zaman dizi-film-haberlerle televizyonda, dergi ve gazetelerde işlendiğini, yıllarca bununla yetiştirildiğimizi, dolayısıyla ülkesini kalkındırmak isteyen bir insanın ibresinin mecburen Batıya çevrilmek zorunda kalacağını ifade ediyor. Ülkenin genç beyinlerinin kendilerini popüler kültürden, magazinden uzak tutsalar bile, okullardaki satır aralarına sıkıştırılmış yalan yanlış bilgilerle hedeflerinden saptırıldıklarını düşünmeye başlamış. Bunun İslami kültürümüze zarar vermeyi amaçladığı kadar, toplumu ahlaki bir çöküntüye ve bunalıma sürükleyip verimsizleştirerek bizi ekonomik, bilimsel, siyasal her türlü alanda  geri bırakmayı da hedeflediğini düşünüyor.

Bu gibi konularda, sorgulaya sorgulaya, doğru bildiklerinin ne kadar yanlış olduğunu şaşkınlıkla görmüş. Esas doğru olanları sindirmesi ise her seferinde aylarını almış, bu da ona yıllara patlamış. Ama yine de zararın neresinden dönersem kardır gözüyle bakıyor.

3. Aydınlanma

Bütün bu yeni öğrendikleri, yer yer yaşadığı hayal kırıklıkları ama gerçeği öğrenmenin verdiği hazla İslami bilgisini artırmaya yönelmiş. Sohbetler dinlemiş, kitaplar okumuş ve bir “aydınlanma sürecine” girmiş. Kadın-erkek karışık ortamların fitneye sebep olabileceğini öğrenerek bir kez daha sarsılmış. Özellikle tesettüre tam manasıyla riayet edilemeyen ortamlarda bunun kaçınılmaz olduğunu görmüş de. Asrı Saadetten örnekleri incelemeye çalışmış. Bu konudaki ayet-i kerimelerin çok net olduğunu görmüş:

“Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımlarını nikâhlamanız ebediyyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır. ” (Ahzâb Suresi; 53. Ayeti Meali)

Bu ayet-i kerimenin şerhini dinlerken alimlerden şöyle duymuş: “Mevla perde arkası olsun buyuruyor. Halbuki bu emir  gelmiş geçmiş en iffetli, en namuslu hanımlar olan Peygamberin eşleri ve O’nun (sallallahu aleyhi ve sellem) tertemiz sahabeleri hakkında. Hiçbir evliyanın kıyamete kadar bir sahabe düzeyine çıkamayacağı aşikar. Hal böyleyken, o kalpleri tertemiz insanlar için böyle bir kısıtlama yapılmışken; ve ‘Bu hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha hayırlıdır’ buyrulmuşken, şu ahir zamandaki Müslümanlara ne oluyor da kadın-erkek karışık ortamlara devamlı gidip gelmek için kendilerine fetva buluyorlar? Üstelik fıkıhta, Peygamber eşleri ile ebediyen nikah düşmez iken… Yani İslam fıkhında annelerimiz yalnız manevi değil, hakiki annemiz sayılırken bu derece bir sakındırma, ihtimam söz konusudur. Bunlara ek, bir de Hz. Aişe (radıyallahu anha) annemiz, namahremle konuşmak zorunda kaldığında ağzına taş alır, sesinin kötü çıkmasını sağlarmış. Çarşafının içinde, sırtına kambur oluşturur, sokağa çıkınca yaşlı gibi görünmek istermiş.”

Dolayısıyla gencimiz, İslamiyet’in izin vermediği bir ortamda,  “kendini koruyarak İslam’a hizmet etmek” fikrinin, aslında insanların kendilerini kandırmasından başka bir şey olmadığını fark etmiş. İslam’a hizmet edebilmenin ilk şartının onun koyduğu kurallara uymak olduğunu görmüş. Sosyal yaşantıda dinimizin koyduğu asgari ölçülere bile uyulmadığına ikna olunca buna kayıtsız kalamamış. Dolayısıyla, ilk önce kendini haramdan korumak sonra da mevcut (dayatılan) düzene tepki koymak için herkesin karşı çıkmasına rağmen okulu bırakıp gelmiş. Kendini gerçekleştirmek, her türlü fitneden uzak kalarak hedefine tam odaklanmak için yalnızca hemcinslerinin olduğu bir yerde eğitimini sürdürmeye karar vermiş. Böyle bir yer olarak da “medreseleri” görmüş.

4. Önemli Bir Şeyin Parçası Olmak

Meşhur sözü hatırlatıyor “Kendinize ait bir planınız yoksa, başka bir planın parçasısınız demektir.” ve anlatmaya devam ediyor:

“Ben hep, hayatımda gerçekten anlamlı bir şeyler yapmak istedim. Yaptığım monoton işlere bile anlam katabilecek coşkulu duygularım, heyecanlarım olsun istedim. Aslında hep bir arayış içindeydim. Lisede olimpiyat çalıştığımda “işte bu” demiştim yıllar sonra. Ama tembellik, iradesizlik bir kez daha galip gelince onun da sonunu getiremedim. Bu sıralarda sorgulayıp araştırmaya devam ediyordum, İslami bilgim çok arttı. Bir Müslüman olarak hayata dinimin gözüyle bakmam gerektiğini anladım. İslamiyet’in her bir ferde önemli roller biçtiğini, her Müslümandan bilinçli ve hedef sahibi, coşkulu insanlar olmasını istediğini keşfettim. Müslüman için durmak yoktu, varılan bir hedeften sonra hiç bir zaman ‘boşluk’ oluşmazdı, hemen sıradaki aşamaya geçilirdi. En azından olması gereken buydu. Mesela mevcut düzenin aksine; lise, üniversite, master-doktora hatta nobel ödülü.. sonra? Ev, araba, evlilik, çocuklar, torunlar.. sonra? Nasreddin Hocanın fıkrasındaki gibi, ‘sonra hiiç’ demek yoktu dinimizde. Öyle bir planımız olmalıydı ki, son nefesi verdiğimiz an, hedefimize ulaştığımız an olmalıydı. Öyle bir şeyin parçası olmalıydık ki, o parçası olduğumuz topluluk, bizi dünyada cihan hakimiyetine; ahirette Cennet’e götürmeliydi. Ve Müslüman kendisine düşmanları tarafından biçilen rolleri sahiplenmemeliydi. Bilakis onlara kafa tutmalı, gerçeği haykırmalı, inandığı değerleri savunmalıydı sonuna kadar.”

Böyle yapan insanları gördüğünü söylüyor sonra. Bilhassa, din adamlarının ne pahasına olursa olsun Hakk’ı söylediklerini, dayatılan düzene en çok onların karşı çıktığını, toplulukları Allah’ın izniyle, karanlıklardan aydınlığa ilk olarak onların çıkaracağını düşünüyor. “Tarihte hep böyle olmuş, yine böyle olacak” diyor. Çok sevdiği bir alim ve mutasavvuftan alıntı yapıyor “İnsanlar et gibi, ulema tuz gibidir. Tuzsuz et koktuğu gibi ulema ve sohbetinden mahrum kalan da çürür ve kokar.” 

“Alimlerin bile  bozulduğu bu devirde, yapılacak ilk iş Ehli Sünnet alim yetiştirmek, onlarla topluma ışık tutmak bence.” diye ekliyor. Devam ediyor: “Çünkü ancak bu şekilde doğru bilinen yanlışlar, yanlış bilinen doğrular düzeltilebilir. Ancak bilenlere sorulduğu zaman ve tabi ki bilenler yetişmeye devam ettiği zaman…”

“Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.” (Enbiyâ Suresi; 7. Ayeti Meali)

İşte bu yüzden ben de önemli bir şeyin, “emri bil maruf nehyi anil münkerin (iyiliği emretme kötülükten men etmenin)” parçası olmak istiyorum.

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” (Âl-i İmran Suresi; 104. Ayeti Meali)

5. Cesur Bir Adım Atmak

Düşünme, sorgulama süreci güzel de sıra icraate gelince, korku-endişe-vesvese gibi duyguların birden kalbine hücum ettiğine tanık olmuş gencimiz. Bu bazen yoğun bazen hafif seyreden çeldirici düşünce ve duygular ayak bağı olsa da, kendini mücadele etmek zorunda hissetmiş. Kendi içinden yükselen ses de çevresindeki sesler de ona hep aynı konuda konuşuyormuş: “Gelecek endişesi”.  Şöyle diyaloglar sıklıkla yaşanmış:

“Bu devirde üniversiteyi bitirmeden olmaz. Bak kaç üniversite bitirenler bile iş bulamıyor senin durumun ne olur sanıyorsun?”

“Zaten çalışmayı düşünmüyorum.”

“Dünyanın bin türlü hali var. Olur da bir gün çalışmak zorunda kalırsan, diploman altın bileziğin olsun istemez misin?”

“İstemem.”

Sonra anlatmaya devam ediyor: “Kendi kendileriyle çelişiyordu insanlar. İş bulmak üniversite bitirmeye bağlı bile değildi, birkaç diploması olan adam işsiz gezebiliyordu, kendileri söylüyordu! Oysa rızık, daha anne karnında yazılırdı, nereye gidilirse gidilsin, ne iş yapılırsa yapılsın o aynı miktar rızık kişinin önüne, eline gelirdi. Amma helal, amma haram… “

“Onu beklemediği yerden rızıklandırır. Kim Allah’a tevekkül ederse, O kendisine yeter. Şüphesiz Allah, emrini yerine getirendir. Allah, her şeye bir ölçü koymuştur.” (Talâk Suresi; 3. Ayeti Meali)

Ailene namazı emret ve kendin de ona devam et. Senden rızık istemiyoruz. Sana da biz rızık veriyoruz. Güzel sonuç, Allah’a karşı gelmekten sakınmanındır.”  (Tâhâ Suresi; 132. Ayeti Meali)

Allah’ın razı olmadığı işlerin yapıldığı bir ortama yıllarca gidip gelinerek “kazanılan” bir diploma altın bilezik olacaktı da, Arapça, tefsir, fıkıh, hadis, siyer okunarak kazanılan “icazet” bir işe yaramayacaktı öyle mi? Tamam, dünyada yaramazdı belki, ev, araba aldıramazdı o icazet, kollara altın bilezik olamazdı. Ama İcazet, dünyada her geçen gün biraz daha uyuşan Müslümanlara umut olur, zehir gibi alimlerin ellerinde insanlığın kurtuluş reçetesi olurdu, ahirette ise o alimlerin başlarına taç olurdu.

Yurt dışındaki en ünlü girişimciler ‘hayalleri, bir takım hevesleri uğruna’ üniversiteyi terk etmişlerdi. Herkes saygı duymuştu onlara. Bir genç de ‘Allah’ın rızası uğruna’ terk etmişti çok muydu? Bu bir kolaya kaçış, bir tembellik değildi. Tam aksine bir cesaretti. Bir meydan okumaydı mevcut sisteme, dünyayı değiştirmek için atılan bir adımdı. Neyi seçersek seçelim başaran biz olmayacaktık zaten, yalnızca çıktığımız yolda yürütülecektik o kadar.”

“…Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben sadece O’na tevekkül ettim ve sadece O’na yöneliyorum.” (Hûd Suresi; 88. Ayeti Meali)

Sonra Filistin’i Suriye’yi, Myanmar’ı hatırlatıyor:

“Dünyanın dört bir yanındaki gözü yaşlı, yüreği kırık Müslümanlar ‘bizi’ bekliyordu. Onların göğüslediği zorluklar yanında, bizim uğraştığımız dertler bir hiç mesabesindeydi. Kalbe gelen vesveseler, korkular, iç ve dış baskılar… Bunlar memleketlerinden edilen, yetim kalan, tecavüze uğrayan din kardeşlerimizin hissettikleri yanında gerçekten bir hiçti. Bu yüzden Müslümanlar olarak bir an önce kendimizi Hak davaya adamalı, vatanımızın ve ümmetin kurtuluşu için bulunduğumuz her mekanda, boş kaldığımız her vakitte durmaksızın çalışmalıyız. Allah’ın yardımı ancak o zaman gelecektir. En büyük zalimlerden olan batılılar gibi bir hayat tarzı yaşamaya heveslenerek değil…

“Ey Peygamber! Sana ve sana tabi olan mü’minlere Allah yeter.” (Enfal Suresi; 64. Ayeti Meali)

“Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size de ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka dostlarınız yoktur. Sonra size yardım da edilmez.” (Hûd Suresi; 113. Ayeti Meali)

Son olarak, sahabe efendilerimizden beri Müslümanların hep bir takım sıkıntılar yaşayacağını beyan eden ayeti kerimeyi hatırlatıyor. “Burada önemli olan bizim nasıl bir duruş sergileyeceğimiz olacak.” diyerek bitiriyor.

“Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber ve onunla beraber mü’minler, ‘Allah’ın yardımı ne zaman?’ diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı pek yakındır.” (Bakara Suresi; 214. Ayeti Meali)


Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver



İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

8 Comments

  1. 1

    Bir an kendi dusuncelerimi okuyorum sandim.Gercekten bu savasi baska veren var mi diye cok merak ediyordum.Allah yardimcin olsun…

  2. 2

    Bana pek doğru gelmedi. Evet bazı yerlerde çok çok haklısınız, yapmamız gereken ümmet için bir şeyler yapmak. Ümmetin olması gereken yere gelmesi için çalışmak çaba sarf etmek. Buralarda haklısınız ama bunu okulları bırakarak yanızca medrese ilmiyle değil her ikisini bir arada yürüterek yapmalıyız. Bilimde de ilimde de en iyisi olarak başarmalıyız. Ancak bu yolla zafer elde edebiliriz. Allah yardımcımız olsun…..

    • 3

      Selamünaleyküm yorumunuza katılıyorum . gayet haklısınız. Bilimle ilimi ayırmak sağlıklı olmayacaktır.Keza biliminde yolu Rahmana çıkıyor. çıkıyor. Ayrıca bir kadının en mühim vazifelerinden biri de evini mektebe dönüştürüp hayırlı evlat yetiştirebilmek olduğundan Kuran ve sünnet hassasiyeti göz önünde bulundurularak okul okumak yahut ilim bilim tahsili yapmak da önemli bir vaziyettir .Allah yardımcımız olsun . Nasipler niyetlere göredir.

  3. 4
  4. 5
  5. 6

    Dini eğitim tabi ki çok önemli fakat Müslüman sadece Dini eğitim görürse, Müslümanın doktoru, mühendisi avukatı kim olacak ? bütün gün Müslüman öldüren avrupa ve israil gibi ülkelerin mecburen ürettiklerini kullanmıyor muyuz ? bu paylaşımı yazan kardeşimizin yazdığı cihaz ve sistem ecnebi sistemi. Biz kendi göbeğimizi kesemezsek hiç bir zaman güçlü olamayız.

  6. 8

    Kardeşimiz burda bir arayış içinde ve kararı okulu bırakma yönünde almış ancak ben onda daha çok bir kaçış gördüm , çözüm görmedim…
    Bu yazdıklarınızı kendini davaya adamak isteyen hemen her müslüman genç yaşıyordur. O yüzden öncelikle bilen(alim) kimselerle danışmak ve sonrasında kendi nefsini bir kenara bırakarak Allah rızası için yapabileceklerinin en iyisini ve en büyüğünü düşünmek. Büyük düşünmeli bir müslüman. Sadece dini ilimlere sığınmak yetmiyor , iyi bir müslüman olmak için din alimi olmak gerekmez. Hem yetiştireceğimiz çocuklar hem de bizim fenni ve dini ilimlere vakıf olmaya gayret etmemiz lazım. Ortamları ve zamanları kendimize(müslümanlara) uyarlamamamiz lazm ve müslümanlığı her yerde yaşatmamız lazım. …
    Yazacak çok şey var ama burda kessem iyi olur. Bu arada a arkadaşa selamlarımı iletirseniz çok duacı olurum. Sanırım iyi tanıyorum onu. Annen gibi gördüğün bir dost dersiniz, ahiretlik kardeşi…
    Allah`ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>