Hadis, İslam, Kur’an ve Sünnet, Liste, Tefekkür, Yaşam

3 Maddede Bu Zamanın Ensarı Ol!

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, insanların hepsi bir vadiye, Ensar da başka bir vâdiye gitse, ben hiç tereddüt etmeden Ensar’ın gittiği tarafa giderim. Eğer hicret meselesi olmasaydı, ben Ensar’dan biri olmayı ne kadar arzu ederdim. Ey Allah’ım! Ensar’ı, çocuklarını ve torunlarını sen koru!” [1]

Bu ümmet, bu millet zor zamanlar yaşadı. Osmanlının yıkılışının ardından; halk şekeri, buğdayı, normal bir insanın ihtiyacı olan pek çok şeyi bulamaz oldu. Buna rağmen yılmadı, Allah’a dayandı, yıkılmadı! Kuvvetli bir imanın neticesi olarak komşu komşuya, akraba akrabaya sahip çıktı. Hayat kolay değildi! Fakat nenelerimiz, dedelerimiz çalıştı, çabaladı zor denilebilecek günleri bile güllük gülistanlık gösteren bir şükür içersinde yaşayıp gittiler bu dünyadan. Allah onların üzerine rahmetini yağdırsın. (amin) Evet bu millet zor zamanların imtihanını aştı. Asla Allah’a isyan etmedi. Kur’anların toprağa gömüldüğü, hanımların fıtri ihtiyacı olan tesettüründen men edildiği zamanları da sokaklarda kardeşi kardeşe düşüren kavgaların çıkartıldığı zamanları da atlattık elhamdülillah. Bu süreç içerisinde yaşayan yaşadı, giden gitti. ‘Yaşamak’ nimeti kala kala bizlerin ellerine kaldı. Ortadaysa zor günlerin imtihanını verebilenlerin torunları olarak, bolluk günlerinin imtihanlarını veremeyen bizler varız. En fakirimizin bile üç öğün yemek yediği bir vatanda yaşıyoruz elhamdülillah. Fakat ne demişti Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Allah’a yemin ederim ki, ben sizin fakirliğinizden korkmuyorum. Fakat, sizden önceki (ümmet)lere olduğu gibi size dünya (zenginlikleri)nin açılmasından, böylece başkalarının elindekilere özenip din yönünden ziyana uğramanızdan ve öncekileri dünya zinetlerinin helak ettiği gibi sizi de helak etmesinden korkuyorum.” İşte şimdi tam da elinde bir dilim kuru ekmeği olanın, ekmeğini ikiye bölüp muhacirle paşlaşma zamanıyken, ekmeği olanlar, sorasında pasta olanlara gözlerini dikip “Benim neyim var ki? Pastası olan düşünsün” denildiği bir zamana geldik. Oysa bizim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem “Bir dirhem, yüz bin dirhemi geçmiştir.” buyurmuştu. Unuttuk! Ancak vakit henüz geç değil, hatırlayıp özümüze dönme vakti!

1. Osmanlı'yı Sırtından Vuran Araplar...?

“Arabı seven, beni sevdiği için sever. Araptan nefret eden ise, beni sevmediği için nefret eder.” [2]

Allah; Efendimiz aleyhisselam’ı sevmeyi emrediyor. Sahabelerini övüyor. Benim yarattığım en iyi kullarım onlardı, onları örnek alın diyorken; bir şeytan vesvesesi bizi Araplara düşman etmeye yetebiliyor öyle mi? Sahi Araplar bizleri arkadan mı vurdu yoksa uzun mu uzun süren savaşlar süresince, taa İstanbuldaki hilafet merkezine dişinden tırnağından artırdığı yardımlar mı yolladı? Yardımlardan da öte, normal şartlarda henüz anasının dizinin dibinden ayrılmayacak biricik yavrularını Allah rızası için kurban edilmek üzere, gidenin dönmediği cephelere gönderdiğini kim inkar edebilir? Şehitliklerde isimleri görmüyor muyuz? Bizim topraklarımız kurtulsun diye aç kalmak, can vermek midir hainlik? Arapları topluca hainlikle itham edenler, Peygamberinin soyunun Araplardan geldiğini ve yine Araplar’dan devam ettiğini hiç düşünmez mi? Araplar mıdır hain olan yoksa yeryüzünde yaşayan her milletin hem haini hem vefalısı bulunması mümkün müdür? Irkçılığa varan bu vesveseden kurtulamadığımız sürece Allah’ın yardımı göremeyiz!

2. Her Taraf Araplarla Doldu, Bıktık!

“İman etmedikçe cennete giremezsiniz, aranızda sevgi ve muhabbeti ikame etmedikçe de iman etmiş olamazsınız.” [3]

Camilerde, sohbetlerde, televizyonlarda anlatılan ensar-muhacir kardeşliği hikaye olsun, biz duygulanalım, hoş vakit geçirelim, sonrada hayatımıza olduğu gibi devam edelim diye mi anlatılıyor yoksa “Dikkat et ey Müslüman, sende aynıyla imtihan edildiğinde böyle davranmanı istiyorum”  mesajını vermek için mi? Amel etmediğimiz bir bilgi bizi sabahlara kadar ağlatsa ne çıkar? Kalbinde insana, daha da ilerisi Müslüman kardeşine karşı merhameti olmayana Allah kıyamet günü merhamet eder mi? Koskoca alimleri, doktorları, avukatları üç kuruşluk ayak işlerimizde, o üç kuruşun da yarısını bile vermeden çalıştırıyoruz yetmiyor, bir de nefret ediyoruz! Zengin olanlaraysa,  sanki onların para kazanmaya hakkı yokmuş gibi haset duyuyoruz! Acaba yeryüzünün nimetleri bizim üzerimize tapuluymuş gibi davranmaktan ne zaman vazgeçeceğiz? Açın halini anlamak için oruç tutuyoruz da, düşkünün halini anlamak için illa evlerimizin bombalanması, çocuklarımızın donarak ölmesi, hanımlarımızın tecavüz edilmesi mi gerekiyor? Yahudi’nin cenazesi karşınında, insana olan hürmetinden ötürü ayağa kalkan Efendimiz aleyhisselam nerede, Müslüman kardeşinden nefret eden biz nerede? Bir selamı, güler yüzü, anlayışı, hal hatır sormayı da beceremez miyiz?

3. Ne Yapabiliriz ki?

Öncelikle hor görmeyelim. Onlar bizim kendi nefsimize tercih etmemiz gereken Müslüman kardeşlerimiz. Bir takım hataları olabilir, normaldir. Savaş görmüş insanlar bunlar, normal bir psikolojideki insandan beklediklerinizi beklemeyin. Çocukların ahlakları zayıf olsa bile onları sokaklara terk eden bizler bunun sorumlusu değil miyiz? Devletin mazluma sağladığı üç beş imkanı çok görmeyelim. Sosyal medyada çıkan yalan haberlere itibar etmeyelim. Öyle bir zamanda yaşıyoruz ki, insan gözüyle görüp kulağıyla duymadığına inanmasa yeridir. Sosyal medyadaki çoğu haber çamur at, izi kalır amacını taşımakta. Yolda gördüğümüz bir kardeşimizden tiksinmeye hakkımız yok. Hadi biz ensar kadar olamadık, onlar çıtayı çok yukarıya çektiler. Evlerimizi açıp kardeşlerimizle kazancımızı bölüşemedik. Ancak evde ufak bir kumbara da mı oluşturamayız? Allah’ın yürü kulum dediği, emeğiyle kazandığı parayı harcayan Suriyelilere haset etmeden, tebrik de mi edemeyiz. Bir Suriyeli kardeşimizin dertlerini dinleyip can yoldaşı da mı olamayız? Bir akşam soframıza da davet edemez miyiz? Borç para da mı veremeyiz? Çocukların eline çikolata ve üç beş kuruş da mı sıkıştıramayız? Biz böyle bir neslin torunları değiliz! Osmanlı da kimsesiz çocukları evlatlık almak, düşküne sahip çıkmak anormal şeyler değildi. Bu mesuliyetin altından kalkamayız! Allah’tan korkmalıyız. Bu gün düşküne merhamet etmeyen, yarın kendisi düştüğünde merhamet edecek birini bulamaz. Artık kim Allah’ın cennetini istiyorsa ona göre yaşamalı…

Kaynaklar

[1](Buhârî, menâkıbü’l-ensâr 1-2; megâzî 56; Müslim, zekât 132-140; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 3/76-77; İbn Hişâm, es-Sîratü’n-nebeviyye, 5/169-177; İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-nihâye, 4/355-360.)
[2]Hadis-i Şerif/ Şifai Şerif Şerhi2. Cİlt sf:330
[3](Müslim, İman, 93)

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

4 yorum var.

  1. 1

    Allah razı olsun bu paylaşımınızdan keşke bu yazı kamu spotu olarak gösterilse boy boy afişler ile herkese okutulsa…

  2. 2
  3. 3

    “Ey İnsanlar!.. Rabbiniz birdir, babanız da birdir. Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi, kırmızı tenlinin siyah üzerine, siyahın da kırmızı tenli üzerine bir üstünlüğü yoktur… Üstünlük ancak takvada, Allah’tan korkmaktadır. Allah yanında en kıymetli olanınız Ondan en çok korkanınızdır.”

    Resulûllah Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) veda hutbesinde ırkçılık hakkında buyurdukları..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>