Davet ve Tebliğ, Eğitim, İslam, Liste

3 Madde İle Peygamber Efendimizin (aleyhisselam) Kullandığı Metotlar

1. Önce inanırdı sonra da ümit ve müjde verirdi.

Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) muallim olarak gönderildi ve Allah tarafından kendisine indirilen bilgiyi insanlara en iyi şekilde öğretti. Onun “Ben ancak bir muallim olarak gönderildim” buyurması da bunun yegâne deliliydi. Evet o bütün zamanların en güzel ve en etkili hatibiydi. Zirâ gönüllere giden yolu çok iyi biliyordu. Her hususta olduğu gibi talim ve terbiyede de zirve idi. Söz ve davranışlarıyla kendini sevdirir, konuşmaları ile insanları etkiler ve muhatabını düşünmeye sevk eden bir üslub kullanırdı. Bunun için de farklı ve etkili metotlara başvurdu. Önce inanırdı sonra da ümit ve müjde verirdi. Çünkü İslamiyet iman ve ümit diniydi, bu sebeple o en çetin dönemlerde bile mü’minlere ümit ve müjde vermekten geri kalmazdı. İslam’ın müminlere cenneti kazandırdığını, onları cehennemden kurtaracağını ve Allah’ın rahmetine kavuşturacağını anlatırdı. O karşılaştırma yapardı, örnekler vererek anlatırdı. Zira bunlardan her biri eğitimin en iyi metotlarından biriydi. Mesela “Ne dersiniz, biriniz kapısının önünde bir akarsu olsa ve burada günde 5 defa yıkansa acaba üzerinden bir şey kalır mı?” Ashab “Hayır, kir diye bir şey kalmaz” deyince “İşte beş vakit namaz da böyledir, onlarla Allah Teala günahları siler.” buyurdu. O anlattığı konunun önemini vurgulamak ve daha iyi anlaşılabilmesini sağlamak için dikkat çekici benzetmeler yapardı. Mesela bir defasında şu benzetmeyi yapmıştı; kulunun tövbe etmesinden dolayı Allah Teala’nın sevince ıssız ve tehlikeli bir çölde giderken üzerindeki yiyecek ve içecek ile birlikte devesini elinden kaçıran, arayıp taramaları sonuç vermeyince deveyi bulma ümidini büsbütün kaybederek bir ağacın gölgesine uzanıp yatan, derken yanına devesinin geldiğini görerek yularına yapışan ve aşırı derecede sevincinden ne söylediğini bilmeyerek “Allah’ım sen benim kulumsun, ben de senin Rabbinim” diyen kimsenin sevincinden çok daha fazladır, buyurdu… Yine o öğretmek için hikayelerden faydalanır ve hatta geçmiş dönemlerde meydana gelen hadiseleri kıssa ederek anlatırdı. Bu suretle sahabe-i kiramın ibret almalarını sağlardı. Böylece bilginin akılda kalmasını ve unutulmamasını temin ederdi. Örneğin, bir gün bir adam yolda yürürken şiddetli susadı nihayet bir kuyu buldu. Oraya indi, su içip çıktı o sırada bir köpeğin dilini çıkarıp susuzluktan nemli toprağı yaladığını gördü. Bunu gören adam bu köpek tıpkı benim gibi susamış dedi ve hemen kuyuya indi su kabı olmadığından ayakkabısını su doldurdu ve onu ağzı ile tutarak kuyudan çıktı köpeğe su içirdi. Bundan dolayı Allah ondan razı oldu ve onun günahlarını bağışladığını buyurdu. Sahabeler; “Ya Resulullah! Hayvanlarda bizim için sevap var mı?” diye sordular.  Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem) “Her canlı yüzünden sevap vardır.” buyurdu. “Bir defasında da bir kadın bir kedi yüzünden cehenneme girdi. Kadın kediyi bağlayarak onu hapsetti, ölünceye kadar ona ne bir şey yedirdi ne su içirdi ne de yerlerdeki haşerelerden yemesine izin verdi.” buyurdu.. Bazen de şekil çizerek anlatırdı, şekil grafik veya şemalarını kullanılması ile öğrenilecek konunun hafızada kalıcı olmasını sağlardı. Nitekim bir gün yine çubukla kare biçiminde bir şekil çizdi sonra bunun ortasına bir hat çekti. Onun dışında da bir hat çizdi. Sonra bu hattın ortasından itibaren bu ortadaki hatta işaret eden bir kısım küçük çizgiler attı. Sonra bu çizdiklerini şöyle açıkladı.  İşte şu çizgi insandır, şu onu saran kale çizgisi de eceldir, şu dışarı uzanan çizgide onun ecelidir. Şu dışarı uzanan çizgide onun emelidir. Bu (emel) çizgisini kesen şu küçük çizgiler de musibetlerdir. Bir musibet oku yolunu şaşırarak insana değmese bile, diğer biri değer. Bu da değmese ecel oku değer!  Bir günde bir çizgi çizdi sonra “Bu Allah’ın yoludur.” dedi Sonra bunun sağına ve soluna çizgiler çizip şu açıklamayı yaptı. Bunlar da çeşitli yıllardır, her biri üzerine kötülüğe davet eden şeytan vardır, buyurdu ve peşinden şu ayeti okudu ” İşte bu, benim dosdoğru yolum. Artık ona uyun. Başka yollara uymayın. Yoksa o yollar sizi parça parça edip O’nun yolundan ayırır. İşte size bunları Allah sakınasınız diye emretti.” (En’am Suresi; 6/153)

2. O yumuşak davranırdı ve sabırla muamele ederdi.

Zira sabır ve yumuşak huy, terbiyenin en önemli temellerindendir. Nitekim bir defasında bedevinin biri Mescid-i Nebevi’de küçük abdestini bozdu. Sahabe Efendilerimiz (radıyallahu anhüm) kızdılar, bağrıştılar, yerlerinden kalkıp adamın üzerine yürümeye başladılar, neredeyse adamı döveceklerdi. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) onlara engel oldu ve şu emri verdi “Onu bırakın, idrarını yaptığı yere bir kova su dökün ve temizleyin. Sizler kolaylaştırıcı olarak gönderildiniz, zorlaştırıcı olarak değil.” O (sallallahu aleyhi ve sellem), anlattıklarının zihinlere yerleşmesi için sözlerini tekrarlardı. Zira tekrarlamak önemli bir öğretim metoduydu, bu sebeple Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi ve sellem), Sahabe Efendilerimize (radıyallahu anhüm) yeni bilgiler öğretirken üç defa tekrarladı. Yine O (sallallahu aleyhi ve sellem), insanların anlayabileceği şekilde konuşur ve “Biz peygamberler insanlara akıllarına göre konuşmakla emrolunduk.” buyurdu ve ümmetine de insanlara anlayabilecekleri şekilde konuşunuz diye emir verirdi. Bir diğer metodu da insanı değil davranışı eleştirirdi. Kendisine kötü davranıldığı zaman bunu kişiselleştirmez, genelleme yapar ve düzeltirdi. Kendisine bir şikayet ulaşsa veya hatalı bir davranış görürse yapanın yüzüne vurmazdı “İnsanlara ne oluyor, niye için şöyle söylerler veya böyle yaparlar?” diye konuşur davranışın kötü olduğunu hissettirir insanı kötülemez ve insana ağır gelecek söz söylemezdi. Zira O (sallallahu aleyhi ve sellem), güzel ahlakı tamamlamak için gönderilmişti. Dolayısıyla hep güzel sözler söyler, güzel işler yapardı, çirkin ve kötü kelimelerin gönülleri çirkinleştiğini bilirdi. Bu sebeple ömrü boyunca dost veya düşman hiç kimseye çirkin bir söz söylemedi, en önemli metotlarından biri de anlattıklarını uygulardı ve yaşayarak öğretirdi. Evet O (sallallahu aleyhi ve sellem), yaparak ve yaşayarak öğretirdi. Mesela abdestin nasıl alınacağını soran bir kimseye bizzat abdest alarak gösterirdi. Hatta bir gün koyun yüzen bir gence rastladı ona “Ey genç biraz kenara çekil, sana (Koyun nasıl yüzüldüğünü) göstereyim.” dedi ve elini deri ile et arasına sokup koltuk altına kadar vardırırdı. Sonra da “işte böyle yüz!” buyurdu.

Peygamber Efendimizin (sallallahu aleyhi ve sellem), en önemli metotlarından biri de soru sorarak ilgi uyandırma idi. O (sallallahu aleyhi ve sellem), anlatacağı konuya dikkat çekmek, merak ve ilgi uyandırmak için soru sorardı. Mesela bir gün ashabına “Müslüman kimdir biliyor musunuz?” diye sordu onlar da “Allah Ve Resulü daha iyi bilir ” dediler, yeterince dikkat uyandıktan sonra “Müslüman diğer Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” buyurdu sonra “Peki mü’min kimdir bilir misiniz?” diye sordu Ashab yine “Allah Ve Resulü daha iyi bilir” dediler. Bunun üzerine şunları söyledi “Mü’min insanların canları ve malları hususunda kendisinden emin olduğu kimsedir.

3. O, soru sorma ile muhatabını muhakeme yapmaya, olaylar arasında neden-sonuç ilişkisi kurmaya ve araştırmaya yönlendirirdi.

Evet Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) soru sorarak ilgi ve merak uyandırır, dinleyenleri motive eder. Ondan sonra anlatacaklarını anlatırdı. Mekke’deki ilk ve en sıkıntılı yıllardı. Kendisine iman edenlerin sayısı çok azdı. O bahtiyarlardan biri de İmrandı (radıyallahu anh), İmran’ın babası Husayn ise Mekke’nin en akıllı ve en iyi konuşan insanlarından biri olarak kabul edilirdi. Nihayet bir gün oğlu İmran’nın da Müslüman olduğunu duydu. Oğlunu İslamiyetten geri çevirmek ve güçlü hitabetiyle Hz. Resulullahı (sallallahu aleyhi ve sellem)  alt etmek için Onun huzuruna vardı ve “Bu duyduklarımız nedir, bizim ilahlarımızı reddediyor muşsun? Oysa senin deden ve atan bu ilahları inanıyordu ve onlar akıllı şerefli insanlardı.” dedi Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) “Şimdilik sen atalarını da atalarımı da bir kenara bırak onlar gidecekleri yere gittiler. Söyle bakalım sen kaç ilaha tapıyorsun?” diye sordu.  Huseyn, “7’si yerde biri gökte olmak üzere 8 ilaha tapıyorum” dedi. Rasulü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) “Peki sana bir musibet geldiğinde hangisine dua edip yardım diliyorsun?” diye sordu. Huseyn, göktekine dedi. Rasulullah “Malın helak olduğunda kime dua ediyorsun dedi?” Huseyn yine göktekine dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem), “Senin isteklerini icabet eden yalnız biri iken ne diye başkalarına ona ortak koşuyorsun, şükrederek onu razı  ettiğini mi sanıyorsun? Yoksa seni kahretmesinden mi korkuyorsun?” buyurdu. Huseyn şaşırdı ve  “Şimdiye kadar böyle bir kimse ile hiç konuşmamıştım.” dedi, işte o anda Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) son hamleyi yaptı ve “Ey Huseyn! Müslüman ol kurtul” buyurdu ve soru sorma yöntemi ile Allah’ın birliğini ve putların ne kadar gereksiz olduğunu yine kişinin kendi verdiği cevaplarla bulmasını sağladı. Nihayet Hüseyin Müslüman olarak Resulullah’ın huzurundan ayrıldı. Böylece Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) öğretim yönetimde bireysel farklılıklara göre hitap etme, uygulayarak, örneklendirerek anlatma, mukayese ve muhakeme yapma, neden-sonuç ilişkisi kurma mantıklı düşünme gibi özelliklerin ön plana çıktığını görmekteyiz.

Kaynaklar

Siraceddin Önlüer, Efendimiz Soruyor Ashap Cevaplıyor kitabından alıntılanarak yazılmıştır.


Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver



İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır. Gerekli alanlar * olarak işaretlendi

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>