Aile, Akaid ve Fıkh, Evlilik, İslam, Kur’an ve Sünnet, Liste

15 Madde İle İslami Düğünlerde Nelere Dikkat Edilmeli

Evlenmek, yuva kurmak, Allah’ın var­lık âleminde nesli devam ettirmek ve aile yuvasının huzurunu sağla­mak için koymuş olduğu Sünnetlerden biridir. 

İslam dini, aile ve toplumun huzur ve sükûnet için hatta ahiret saadeti için evliliği zaruri görmektedir. 

Evliliğe giden son aşama olan düğünlerdeki maksat duyurmaktır. Yani şu erkekle bu kadının beraberlikleri nikâh üzeredir, onlardan doğan çocuklar da nikâhlı iki insanın çocuklarıdır.

 Müslüman kişi haram ve günaha düşmeden İslam’a uygun bir düğün yapmak için şu maddelere dikkat etmelidir;

1 - Davete icabet etmek

Düğün bir çeşit ilan demektir. Düğün bizim için meşrudur, hadis-i şeriflerde düğün yapıldığına dair bilgiler vardır. Ashab-ı kiram ve Peygamber aleyhisselam düğün yapmıştır. 

Asıl olan nikahın duyurulmasıdır, düğün değildir. Yani şeriatın “illa yapın!” dediği şey nikahın duyurulmasıdır. Çünkü Efendimiz aleyhisselam “Nikahı ilan edin!” diye buyurmuş. Bizi en çok alakadar eden husus, nikahın kamuya mal edilmesidir. Düğün akrabayı, dostu çağırıp duyurmaktır. Bunun için de düğüne katılmak müekked bir Sünnettir. Katılmamakta vebal vardır. Düğüne katılmamak basit bir Sünneti ihmal etmek değildir. Bu yüzden Hanefi mezhebi dışındaki ulemaya göre düğüne katılmak vaciptir.

2 - Düğünde İsraf

Düğün esasen nikahı ilan etmek için, “Biz evleniyoruz, haberiniz olsun ey Müslümanlar!” demek içinken şimdi israf etmek, fors atmak ve milletin parasını almak için yapılan bir iş olmuştur. Bu nedenle Müslümanların yapmış olduğu düğünlerde ciddi bir sıkıntı var. İlk Müslümanlar arasında böyle debdebeli ve çirkin düğünler -yani maksadı dışında yapılmış olan düğünler- Emevi döneminde yapılmış düğünlerdir.

Debdebeli düğünler yapılıyor, ondan sonra da “borca girdik” deniyor. Borca girdiği için de “Haydi takı yapın!” deniyor. Riyalı bir şekilde insanlar sıraya giriyorlar, herkes beş verince sen iki veremiyorsun, işi resmi dilenciliğe dönüştürüyorlar. Zengini de yapıyor, fakiri de yapıyor bunu. Çünkü müsrifliğe, o bir saatlik harcamaya zenginin bütçesi de dayanmıyor. Aslında sadeliktir esas olan.

3 - Düğün Yemeği

Bizim için Sünnet olan velimedir. Velime düğün yemeği demektir ve müekkedi bir Sünnettir. Sünnet olan et yedirmektir düğünde. Biz ümmet-i Muhammed’iz, böyle yaparız. Boyalı suyu limonata diye yutturmayız düğünde. Pastanelerin enkazını toplayıp kuru pasta dağıtmayız. Bizim düğünümüzde insanlar kollarını sıvar, çatallı/çatalsız otururlar, bir koyun eti yenir. Öyle bir koca tas pilav, bunun içinde öyle küçük cımbızla seçilmiş et parçaları değil.

Düğünlerimiz yemekli olacak, yemeklerde de kesinlikle et olacak. Kolestrol hastalarına dokunur diye küçük bir pilav da yapılabilir. Ee, buna gücü yetmeyen bari bir koç kessin, yanında bir parça kavurma versin. Öbür türlü pastalar, boyalı plastik içeren yiyecekler… Gerek yok! Başka milletler beş kuruş etmez geleneklerini koruyor da biz ashabımızın geleneklerini niye korumayacağız? Et pişecek ve o etten insanlar doyasıya yiyecekler.

Müslüman kardeşlerimiz düğün davetiyeleriyle geliyorlar. Altına yazmışlar ki “Düğünümüz hadis-i şeriflere uygun olacaktır, et ziyafeti verilecektir. Başka yiyecek verilmeyecektir.” Hay Allah razı olsun bunu yazandan ya! Ne mübarek! Başlarken Sünnetle başladı. İşte düğün dediğin de budur. Çıkarken biz de “Allah senden razı olsun, Rasulullah’ın bir Sünnet’ini yerine getirdiniz” diyelim. “Et pahalı” diyorsan tutma büyük salon, “Belediyenin parkında düğün yapıyorum” de, ağacın altına getir kazanları, koy oraya. Salon parasına iki tane büyük dana alırız. Senin derdin Sünnet’e uymak mı dedikodu mu? Onu söyle. Gerisi hallolur.

Velime ne zaman verilmeli? Gerdekten sonra verilmesi Sünnet’e daha uygundur. Ama bizde biliyorsunuz nikahtan sonra gerdeğe girilir. Bu da Sünnet’e uygundur. Ancak evlenip gerdeğe girdikten sonra öbür gün de akrabaya yemek verilebilir. Bunlar erkeğin vazifesidir.

4 - Düğün Tebriği

Bizim düğünlerimizde çıkıp konferans vermek yoktur. Efendimiz aleyhisselamın düğünlerinden birinde Efendimiz aleyhisselam ziyafet verdi. Ashab-ı kiram da gelmiş oturmuşlar. Hiçbiri konuşmuyor, “Peygamber bir şey konuşsa da dinlesek” diye. Efendimiz aleyhisselam da “gidin işte, başkaları da gelecek” demeye getiriyor ama utanıyor da öyle söylemeye. Yani “kalkın buradan” nasıl diyecek? Bunun sonucunda ayet indi: “Ey Mü’minler! yemeğinizi yediniz, konuşmaya devam etmeyin, kalkın. Bu peygamberi sıkıntıya düşürüyor. Size utanıyor da ‘kalkın’ demeye, siz kalkın”. Yemeği yedin, Allah mübarek etsin, güle güle. Vaaz dinlemek, ilahi okumak yok. Ayet var, hadis var. Asıl olan yemek yedirmek, tebrikleşmek ve gitmektir.

5 - Söz Verilen Zaman

Bir başka sıkıntı da söz verilen zamanda düğünün başlamaması. Saat dörtte çağrılıyorsun, düğün beş buçukta başlıyor. Bu yüzden ben düğün davetlerinden bir sebeple nefret etmiştim, gitmiyorum. Benim vaktim önemli, dakika saydığım bir dünyada senin düğünün için beş saat harcarsam üç saat de trafikte harcıyorum zaten. Yani haftada yirmi düğüne çağrıldığım oluyor. Hepsine gitsem bana ek bir hafta lazım. Hiç namaz da kılamam, Kur’an da okumamam lazım. Ben düğün için ömrümü feda edemem. Oraya yaz “saat 16:40’da et ziyafetimiz başlayacak, 17.20’de bitecektir” diye. Bilelim ki yarım saat içinde etimizi yiyip çıkacağız. Böylece düğüne gitmek de dert olmasın.

6 - Balayı

Bizim Şeriat’ımızda zifafa ilk defa giren bir genç kız yedi gün kocasıyla baş başa kalma hakkına sahiptir. Ashab-ı kiramdaki uygulama böyle. O yedi günde koca, sadece cuma namazına gider. Yedi gün, birbirlerini tanımaları içindir. Bizde bal haftası var. Çünkü Müslümanın bir haftadan sonra gerdekle uğraşacak işi olmaz, israf olur. İkinci evleniyorsa kadın veya erkek, o, evliliğe sıcak olduğu için üç gündür onun hakkı.

7 - Eğlence

Kırk tane kadın görmeden beş dakika oturamayacağın bir düğün salonunda Müslüman bulunur mu? Biz Allah’a asi bir düğüne gitmeyiz. Erkek-kadın karışık, çalgı serbest, üst katta bar var, alt katta düğün. Gitmeyiz. Gidersek günaha gireriz, böyle şey olmaz.

Düğünler eğlenceli olursa ne olacak? Ashab-ı kiram da eğlenceli düğün yaptılar. Efendimiz aleyhisselam gördü ve ses çıkarmadı. Ancak “eğlence” kelimesi nedir? Bir kere alkolle eğlenmek, haram müzikle eğlenmek, haramı alet edip eğlenmek, sonucu haram olacak bir eğlenme yok. Mesela ezan vakti oldu, hâlâ akşam kılınmadı, yatsı ezanı olacak, eğlence devam ediyor. Hangi eğlence akşam namazını kaçırma pahasına caiz olabilir? Hac bile yapamazsın namaz kaçırma pahasına.

Sadece eğlenme sebebiyle düğün yapılmaz. Bunların ortalaması bulunduğunda eğlenmek caizdir. Zilsiz def ve davul düğünde çalınabilir. Def çalmada hadis-i şerif var. Def haram değildir. Def davulun açık olanıdır. Davula da Hanefi mezhebinde cevaz var, diğer mezheplerde ona da cevaz yok. Zurna yok, diğer müzik aletleri yok. Bunun yerine peki düğünde ne yapılabilir? Tiyatro yapılabilir, mizah yapılabilir ve benzeri helal eğlenceler yapılabilir. Dans veya o tip bir şey eğer erkek ve kadın bir arada yapıyorsa o şeytanlıktan başka hiçbir şey değil. O kadınlar tek başına dans edilebilir mi? Bir doktora tezi yapan falan fıkıhta kenarda, köşede bir yerde bulabilir kadınlar dans edebilir diye. Çünkü dans etmek, ayağa kalkıp zıplayıp oturmak demektir. Zıplamak da haram değil ama eğer dans denen şey kadının kalçasının şeklini belli ediyor ise bu kadının yapacağı iş de haramdır. Ama mesela horon dedikleri şey, kadın kadına da haram değildir.

8 - Süslenmek

Bir başka mesele de kadının düğüne süslenip gitmesidir. Gerek gelinin gerek düğüne katılan kadınların süslenmelerinde bir sakınca yoktur. Kadınların haklarıdır, her türlü gümüşü/ mücevheri takabilirler. Bu süslenmenin bir sıkıntısı sadece daracık kıyafetler giyildiğindedir. Bu dar kıyafetler çıplaklık statüsü taşıdığından veya altındaki iç çamaşırın renginin belli olacağı kadar ise buna o da girer. “Ee, biz kadın kadına oturuyoruz, erkeği sokmuyoruz” ama avret diye bir mesele var. 

Mesela 300 kişilik bir düğünde kadınlar saçları başları açık dolaşırlar, olabilir, kadın kadına saçları birbirine haram değildir. 




Damat fotoğraf çektirmek için gelinin yanına geldiğinde ne olacak? 

9 - Gelinlik


Kaynak: Shutterstock

Düğünlerle ilgili sorunlarımızdan biri de gelinin kıyafetidir. Müslümanlar için müslüman duvağı icad ettiler. Neymiş efendim, gelinin boyu 1.60, duvağı 4 metre. Birileri arkadan duvağı tutuyor. Müslümanlar İslam’a karşı oldukları için bunu yana doğru yapıyorlar. Mesele mi eski tül perdelerden gelinlik yapmak? Mesele, kime özendiğindir.

Avrupa’da rahibe kıyafeti gelinlik, Avrupa’da kızlar çok dindar bir evlilik yaptığını belli etmek için gelinliği icat ettiler ve bugün Müslümanlar bunu taklit ediyorlar. Dünyanın en pahalı, en güzel kıyafetini giy olmaz mı? Olmaz. Kör taklit sıkıntımız var bizim. Ama gelinin normal bir kıyafet bin lira ise onun iki yüz elli bin liralık kıyafet giymesi hakkıdır, anasının sütü gibi helaldir. Kafiri taklit olan bir şey olmasın, vücudunu belli eden bir kıyafet olmasın, oradan arabaya binerken erkeklerin ve kadınların dikkatini çekecek bir kıyafet olmasın.

10 - Gelin Arabası

İffetli bir erkek “eşimi benden başka kimse görmesin” diye düşünmesi gerekirken, yarı çıplak rezil kıyafetlerle “hanımım bu benim” diye kameralar önünde duruyor. Kıyamet alameti bu. Esasen ahlaklı, basiretli bir damat adayı dublör kullanmalı, yani 3-4 tane aynı kıyafette gelin adayı çıkarıp aynı arabaya koyup kimse gelinin kim olduğunu anlamadan kaybolmalılar oradan.

Kızlar okuyorlar, okuyorlar, hafızlıklar, imam-hatipler. Düğüne gelince “hayatta bir defa”. Bu hayat da bir gün mübarek, herkes seksen defa evleniyor sanki. O gün seni görmek istiyor Allah zaten, şehit de bir defa ölümle karşılaşıyor. Rabb’ine öyle gidiyor. “Daha ilk defa karşılaştım ya Rabbi, beni yaşat, bir dahakine şehit olurum” dediğinde şehit oluyor musun? İmtihan bir defa zaten, fırsatlar bir defa verilir insana. Bir defa doğarsın, bir defa şehit olman gerekir. Bir defa evleneceksin, o gün Allah seni görmek ister.

11 - Fotoğraf

Müslüman bir kadın, fotoğrafı herkesin görebileceği bir yerde bulunacağı için fotoğraf çektirmeye karşı hassas olmalıdır. Damat, çakı gibi bir adam, iki yüz elli tane Müslüman kadının bulunduğu salonda fotoğraf çektiriyor. Ben eşimi bu yüzden düğünlere göndermiyorum, kendim de gitmiyorum zaten. Çünkü İslami düğünün de garantisi yok. Damat, damadın babası bir şeyler takmak için, çıkarmak için girip çıkıyorlar içeri. Senin hanımın orada oturuyor, kaçıp peçeni takıp bir kenara gitsen salon küçücük zaten.

Bu tip rezillikler, Müslümanlığı kuru kuru yaşama iddiamız olduğunu ama Allah’ın bizi imtihan etmeyi murat ettiği yerlerde büyük zaafiyetler gösterdiğimizi ortaya koyuyor. Düğün günü Allah yok, melekler yok, o gün tatilde melekler, sanki hiç görmüyorlar oradaki rezillikleri! Ama düğünün sonunda muhteşem bir dua var ya “Ya rab, Havva ile Adem’in arasındaki muhabbetten, Hadice ile Muhammed aleyhisselamın muhabbetinden, Fatıma ile Ali’nin muhabbetinden aynısını bu damatla geline ver!” Verir ama ne verir?

12 - Yatak Odası

Müslüman hanımefendiye evinin anahtarı teslim edildikten sonra hadis-i şerif ne diyor? “Bu evin çobanı odur, erkeğin namusudur, o evde erkeğin namusudur.” 

Saliha kadından bahsederken ne buyurmuş aleyhisselam efendimiz? 

“Erkek yokken malın da ve iffetin de bekçiliğini yapar.”

 Bu yüzden kocası izin verse bile Müslüman kadın, yatak odasını asla kimseye açmamalı; kocasıyla kullandığı ortak çamaşırları kimseye göstermemelidir. Bu titizlikle Müslüman kadın evlenecek, hanım olacak, saliha kadınlardan olarak Rabbi’ne kavuşmak için böyle bir çizgi çizecek kendine.

13 - Hediye

Efendimiz sallallahu aleyhivesellemden gelen rivayetlere göre “filancalar düğün yapıyormuş, keşke elimize hediyelik bir but alıp gidebilsek” diye buyurmuş Aişe validemize. Demek ki, düğüne eli hediyeli gidilir fakat iki türlü hediye var günümüzde yaygın olan. Birincisi; Müslümanlar toplanıyorlar, gidiyorlar, düğünde beşer lira onar lira takıyorlar, al sana düğün hediyesi. Ya da evine gidiyorlar, herkes ucuz bir porselen takımı alıyor, gidiyor, bir ay sonra züccaciye ya da plastik çiçek dükkanı oluyor orası. Yahut beş-altı tane elektrik süpürgesi oluyor. Onların da hâlâ filanca şeyi eksik.

Şahsen benim teklifim ve yaptığım para vermektir çünkü elektrik süpürgesi bir daha bir şey almıyor ama para, elektrik süpürgesi de alıyor, çamaşır makinesi de alıyor. Yani senin gönlünden 150 liralık elektrik süpürgesi geçiyorsa çok güzel, Allah razı olsun. Sünnet’e uygun olarak koy bir zarfın içine yüz elli lirayı, tebriğe gittiğinde evine koy. Bu, Sünnet’e daha uygun, kullanımı daha güzel.

Akrabalık düzeyiniz ileriyse, güzelse, mesela amcaysan, dayıysan aç telefonu “Kızım, evinizde ne ihtiyaç var sizin? Bir şey alacağım ben, ne alayım? Üç yüz liralık bir şey alacağım kızım, ona göre bir şey söyleyin bana.” “Evimizde filan odanın perdesi yok.” Tamam işte. Yaptığımız işi daha makul ve gösterişten uzak yapmak lazım. Ya para vermeli ya da bu şekilde yapmalı.

14 - Takı

Düğünde takılan takılarla ilgili sorulardan birisi de “takıları sonra ne yapacağız?”

Şimdi burada hakemliğe gelince yapacak bir şey yok, kız tarafında toplanan hediye kızın olmalı; erkek tarafında toplanan da erkeğin olmalı ve bunlar birbirine karışmamalılar. Orada toplanan para ne ki? Ona tenezzül edip de Müslüman bir erkek “onu bana ver” demez. O kadar düşmemeli mü’minler, insan acından ölür de yeni evlendiği karısına “şu parayı getir” demez. Yani mü’minin bir seviyesi olmalı. Önceden ittifak edilebilir, bu kesinlikle düğünden önce konuşulmalı. “Kime ne hediye verildiyse o hediye onun olacak. Para, her neyse… Eğer eve getirilirse evin ortak malı olacak” diye bir ilke konabilir. Bu tip konuları çok sarih, açık yüreklilikle önceden konuşmak lazım. Koca koca zengin insanlar bu yüzden kavga ediyorlar, aileler birbirine giriyor. Birbirlerini hırsızlıkla, çalmakla, seviyesizlikle itham ediyorlar. İzzeti nefis sahibi olmak lazım diye düşünüyoruz.

15 - Zifaf

Bir diğer düğün adeti de şu arabaya girerken bir dua, eve girerken bir dua… Bunlar batıl, yok, bidat şeyler bunlar. Yok böyle bir şey. Bir Sünnet var, zifaf için odaya girildiğinde erkek, çamaşırlarını çıkarmadan abdest alır, kıbleye gönder, iki rekat namaz kılar, sonra da kalkar elini hanımının alnına koyar, “Allah’ım şeytanı bu odadan uzak tut, bize çocuk verirsen çocuğumuzu şeytandan uzak tut” diye dua eder. Bitti, Sünnet budur, gerisi boştur.

Kaynaklar

Kaynak; Elif elif dergisi “Evliliğe Hazırlık Özel Sayısı”ndan Nureddin Yıldız Hocaefendi’nin “İslami düğün” konulu yazısından alıntılanmıştır.


Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

Yorum Yap

6 yorum var.

  1. 1

    Yazar kardeş tamam sakin ol herşey senin istediğin gibi olsun 😊 😊 Allah razı olsun yazıdan inşallah faydalanacağız

  2. 2

    Evlilik ile ilgili meseleleri çok iyi ele almışsınız. Keşke herkes bunlardan istifade etse, anlasa, idrak etse. Maalesef günümüzde islami olarak gerçekleşen evliliklerde dahi israf had safhada.

  3. 3

    Yazar kesin bekar. 😀 Sen gel bu zamanın kızlarına anlat. 50bin liralık düğün salonu istiyor orta düzey bir kızımız.

  4. 4

    Evlilik ile ilgili hususları çok iyi ele alıyorsunuz. Allah Razı olsun. Keşke herkes bunlara dikkat etse ancak islami düğünlerde dahi israf had sadhada gidiyor artık.

  5. 5

    Bismillahirrahmanirrahim.

    Zifafla biten bir nikâh sürecinin müttaki mü’min düzeyinde olması için:
    1- Yaşı ve idraki evlenmeye müsait iki mü’min olarak bu işe başlamalıdırlar. Buluğ çağından sonraki her yaş, evlenmek için uygun yaştır. Şu kadar ki gerek erkek ve gerekse kadının yaşı başı geldiği hâlde rüşdü olgunlaşmamış olabilir. Bir ev, bir eş idare edemeyecek zafiyet içinde olabilir. Bu durumda evlenme kararı kişinin velisi tarafından verilmelidir.
    2- Eş arayışı, bulunan eş adayı ile görüşme süreci kesinlikle duygusallıktan arındırılmalıdır. Evet, evlilik bir sevgi seli ile yürür ama görüşmeleri, sonuçları ehil olanlarla istişare ederek, istihare yaparak, acele etmeyerek duygusallığı mümkün olan en alt sınıra indirmek gerekir.
    3- Evlilik arayışından itibaren zifafa kadar olan süreçte ebeveyni hiçbir şekilde dışlamamak bereketin kaynağıdır. Onların rızası ve tecrübeleri iyi bir kaynak olarak korunmalıdır.
    4- Gerek kadın ve gerekse erkek tarafı, bedenlerine eş aramalıdırlar. Hırslarına ve tamahlarına eş arayanların evlilikleri uzun süreli olmayabilir. Bedene eş aramakla hırs ve tamaha eş aramak arasındaki en bariz fark, mobilya ve ev eşyasında, düğün tarzında ortaya çıkar. Uygun bir eş adayını sunta ve boya eksiğinden ötürü dışlamak bunun göstergesidir. Eşler birbirlerini beğenmişler ise ve bu beğenme de istişare ve istihare ile tekit edilmiş ise en değerli mobilya ve en pahalı düğün bile ona bir katkı getiremiyor olmalıdır. İşin gerçeği budur.
    5- Her iki taraf da, dinî hassasiyetlerin suistimal edilmesine karşı basiretli davranmalıdırlar. Mehir bile istemeyen bir samimiyetin suistimal edilip edilmediğini test etmek gerekir.
    6- Eş adayları, birbirlerine ileride sorun olabilecek özel hâllerini; mesela geçirdikleri ameliyatları ve kalıcı hastalıklarını muhakkak söylemelidirler. Çok özel durumlar söz konusu ise bu, nikâh akdi esnasında da konuşulmalı ve herkesin kabulü aranmalıdır.
    7- Eş adayları ekonomik refah seviyesi açısından hangi düzeyde bir hayat tarzı üzerinde anlaştıklarını konuşmalıdırlar.
    8- Eş adayları kesinlikle birbirlerini görmeli ve beğenmelidirler. Tavsiye üzerine kurulan, göz zevkinin tatmin olmadığı bir evlilik Sünnet’e de aykırıdır.
    9- Aynı cemaatten, aynı tarikattan olma gibi sebepler üzerine evlilik inşa edilemez. Kesinlikle bedenlerin uyuşmasını sağlamak gerekmektedir. Eğer bedenler ve beyinler uyuşmuş ise aynı cemaatten, aynı yöreden olma gibi nedenler takviye edici rolünde olabilir. Babaların, annelerin arkadaşlığı gibi nedenler su köpüğü düzeyindedir.
    10- Eş adaylarının görüşmeleri aylarca sürmemelidir. Halvet olmayacak bir ortamda, ileri derecedeki konuların bulunmadığı şeyleri görüşmelidirler. Bu görüşmelerde boş vaatler vermemeli, görüştükleri şeylerin özetini istişare ettikleri şahıslarla istişare etmeli, sonrasında onay vermelidirler.
    11- Nikâhın zifaftan çok önce kıyılması, kadının aleyhine bir durumdur. Daha rahat görüşmeyi sağlama gibi uçuk bir gerekçe üzerine oturtulan nikâh, kadının zulüm görmesine neden olabilir. Caiz olup olmadığından önce akıllıca olup olmadığına bakmak gerekir. Nikâh, zifaftan bir iki gün önce olmalıdır. Nikâhtan önceki durumun da her iki taraf açısından ‘iki yabancı’ pozisyonunda olduğu unutulmamalıdır.
    12- Nişan ve nikâh arasındaki süre, bir iki hafta gibi dar bir zaman da olmamalı, aylarca süren uzun bir zaman da olmamalıdır. Tanışma, muhtemel sorunları tespit etme gibi sonuçlar için yeterli bir zaman tayin edilmeli ve buna uyulmalıdır.
    13- Gerek nişan esnasında ve gerekse sonraki dönemlerde ailelerin birbirlerine verdikleri hediyeler, takılar ve benzeri şeylerin durumu netleştirilmelidir. Emanet mi yoksa hediye mi olduğu belirlenmeli, muhtemel bir ayrılıkta o eşyanın sorun olmasına mani olunmalıdır.
    14- Ev eşyasında kadının talepleri ağırlıkta olan bir uygulama yapılmalıdır. İsrafa, kör taklide ve lükse kaçmayan talepler saygıyla karşılanmalıdır.
    15- Nikâh öncesinde ileriki hayata dair ayrıntılar görüşülürken şu üç konu asla görüşülmeye bile alınmamalıdır: Cima, çocuk sayısı, erkeğin bir puan önde olması. Bu üç konunun görüşülmesi bile İslamîliğin zedelenmesine neden olur. Müslüman bir aile sınırsız ve tartışmasız bir yatak odası ilişkisi üzerine kurulur. Çocuğu aile yapmaz, Allah yaratır. Aile de Allah Teâlâ’nın yaratmasına vesile olmaktan mutlu olur. Erkek, Allah’ın verdiği bir hak olarak evin emredeni olur. Emretmenin gereğini de Allah’a hesap olarak verir.
    16- Bir evin tek erkeği olmak gibi özel durumu olanlar ebeveynleri ile yaşayacaklarsa bunu hanım adayına izah etmelidirler. Tavsiye edilen; bir evde iki ailenin olmamasıdır. Hanım adayının böyle bir talebe ‘hayır!’ demesi, Allah’ın ona verdiği bir haktır. Kimse onu bu hakkını kullandığı için ayıplayamaz. Kabul etmesi hâlinde bu kabulün duygusal bir karar olup olmadığı, onun büyükleri tarafından iyi tahlil edilmelidir. Önce söz verip sonra da sözün altında kalmak mü’mince bir tavır değildir.
    17- Erkeğin ebeveynlik görevleri, erkeğin kendi görevidir. Rızası dışında bu görevleri eşine yükleyemez.
    18- Mehir, kadının şer’i bir hakkıdır. Ne kadar ve nasıl bir mehir isteyeceğine kadın karar vermelidir. Nikâhtan önce mehrin ayrıntıları konuşulmalıdır. Erkek tarafından şu veya bu taleplerde bulunulduktan sonra bir de nikâh akdi esnasında mehir konuşulması yerine, ilk anda mehir olarak istenecekler konuşulup karara bağlanmalıdır.
    19- Evlenme yoluna girenler, duayı ihmal etmemelidirler. Bir yandan esbaba tevessül ederken bir yandan da muvaffakiyet için hususi dua etmelidirler.
    20- Yakın akraba evliliğinin ilke olarak yararlı/zararlı değerlendirilmesi yerine şahsın kendi özel durumuna göre karar vermesi icap eder. Bu da ancak istişare ile sonuçlandırılabilecek bir karar olmalıdır.
    21- Eş adaylarının kültür farklılıkları da dikkate alınmalıdır. Duygusallığın ve diğer etkenlerin kapatamayacağı düzeyde bir fark, yıllarca sorunlu bir aile ortamına zemin hazırlayabilir. Tahsil durumu da gözden kaçırılmamalıdır. Bilhassa yüksek tahsilli hanımların, erkeklerin beklentilerine cevap vermede ya da onların erkeklerden beklentilerinin karşılık bulmasında sorunlar olabilmektedir. Eğer erkeğin aradaki farkı kabullenmesini gerektirecek özel bir durumu yoksa, erkek yüksek tahsilli bir bayanla evlenmeyi tercih etmemelidir.
    22- Tesettürlü olmak, hafız ve Arapça biliyor olmak, tarikat erbabı olmak evlenilecek iyi biri olmak değildir. Bu vasıflar, kişinin kendisi için iyi bir durumu gösteriyor olabilir. Ama ikinci bir insana karşı karakterini göstermez. O nedenle, hafız olanı, Arapça bileni, tarikat erbabı olanı tercihe daha şayan görmenin ötesinde kör bir teslimiyete yanaşmamalıyız.
    23- İyi bir hanımefendinin en muhtaç olduğu bilgi, sırasıyla fıkıh bilgisi/eşlik-annelik bilgisi olmalıdır. Bir de sabırlı ise SALİHA KADIN olma özelliğine en yakın noktada bulunmaktadır.
    24- Evlilik sürecinin işletilmesinde yöresel örflere kilitlenmek, zaman ve heyecan israfından başka bir şey değildir. Tamamen yok saymamakla beraber makul olanlarına itibar edilebilir.
    25- Nişan sonrasındaki dönemde erkek ve kadın, kendisini evliliğe hazırlamalıdır. Bu hazırlık mobilya ve ticaret üzerinden değil, ruh ve heyecan üzerinden olmalıdır. Müfsit fikirli insanlarla istişare yapılmamalı, gezip tozma yerine dua ve tefekkürle derinleşmeye çalışılmalıdır.
    26- Evlilik kararında ve uygulamasında anne babalar dışlanmamalı, onlara dışlanmışlık hissi verilmemelidir. Paraları varsa veya yoksa onlar değerlidirler, duaları paralarından daha önemlidir.
    27- Düğün günü kararı, kadın tarafının tercihine göre belirlenmelidir.
    28- Düğün sadece bir ilandır; iki adayın helal yolla bir araya geldiklerinin tescil edilmesine düğün denir. Sünnet’e uygun bir düğünde:
    a- İsraf yoktur, (bir günlüğüne giyilecek elbise, takı vb. taklitler…)
    b- Abartı yoktur,
    c- Gösteriş yoktur,
    d- İhtilat (erkek-kadın karışıklığı) yoktur,
    e- Müzik yoktur,
    f- Neşesizlik, cihat marşları, şehadet davetiyeleri yoktur,
    g- Namaz kaçırmak yoktur,
    h- Gelini erkeklerin ortasına çıkarmak, fotoğraf çektirmek yoktur.
    Bunun aksine:
    a- Tebrik ve dua vardır,
    b- Neşe vardır,
    c- Dilenciliğe ve ihaleye dönüşmeyen bir destek olma, yardım etme vardır.
    29- Düğün öncesinde ve sonrasında, yakın akraba ve arkadaş sululuğu bize göre değildir. Damadı dövmek, nimetleri eğlence meselesi hâline getirmek, yoğurt dökmek bize göre şeyler değildir.
    30- Düğün öncesinde ve sonrasında hanımların/erkeklerin kendi aralarında yatak odasına ait meseleleri konuşup yüz kızartacak sözler sarf etmeleri ahlâksızlıktır. Mahremiyet sınırlarını aşan hiçbir şeyi kabul edemeyiz.
    31- Gerek hanım ve gerekse erkek bir ilmihâl kitabından evliliğin ilk günlerini, cimayı okumalıdırlar. Birbirlerinin haklarına, görevlerine vâkıf olmalıdırlar.
    32- Her iki tarafın da değerli gördüğü bir kişinin ziyaretinde bulunulup ondan tavsiyeler alınmalı ve o tavsiyelere önem verilmelidir.
    33- Nikâh akdi esnasında susmak değil konuşmak doğru olandır. Usulen, adet yerini bulsun diye nikâh akdi yapılmaz. Herkes aleni konuşmalı, içindekini dökmeli, şahitler de olan/söylenen her şeye şahit olmalıdırlar.
    34- Erkek ve kadın, nikâh akdinden sonra şunu bilmelidirler: Yıllarca sürecek bir SABIR TÜNELİ YOLCULUĞUNA çıkılmıştır. Sabrı kaybeden her şeyi kaybedecektir.
    35- Nikâhlanıp bir eve kapananlar, evlerini maddi ve manevi bütün mikroplardan korumalıdırlar. Taklitten kaçınmalıdırlar. Orayı cennet yapmasını bilmelidirler. Ama cennetin de pek ucuz olmayacağını unutmadan…
    Evlilik budur.
    Evlilik cihattır.
    Evlilik cennete giden yoldur.
    Evlilik dinin yarısıdır.
    Evlilik Peygamber aleyhisselamın yoludur.

    Nureddin YILDIZ

  6. 6

    Metni okurken kimin yazdığını anlamak zor olmadı 🙂 Nureddin Hocam yine kalemine yaraşır iş çıkarmış. Yazılarınızı okumak çok keyifli boş vakitlerimde hep buralardayım 🙂