Yaşam

10 Maddede Minimalizmin Müslümancası

Dünya tarihinde ‘kıtlıklar’ her zaman önemli problemler arasında yer almıştır. Bunlardan bir tanesi de 2. Düya savaşı yıllarında ve sonrasında yaşanan kıtlıktır. Our World in Data’nın yayınladığı verilere göre  2. Dünya Savaşı yıllarında, dünyadaki her 100 bin kişiden 800’ü kıtlıktan öldü. Şimdilerde ise 100 binlik kasabada “yarım” kişi kıtlıktan ölüyor. Yani İnanılmaz bir bolluk dönemindeyiz. Türkiyedeki bizler dahi çarşı ekmeğini lüks nimetler arasında bilip, köy ekmeğinin arasına koyarak kahvaltı eden ninelerimizin-dedelerimizin torunları olarak, kahvaltıda hangi çeşidi yiyeceğini şaşıran ve her sabah diğer günlerden farklı çeşitler arayan insanlar olduk. Ve açıkçası insanlık  bu bolluk ile ne yapacağını bilemiyor. Satın aldığımız eşyaların fazlalığı, ne kadar büyük olursa olsun evlerimize sığmayışımız, maaşların yetmeyişi en büyük problemlerimiz arasında. Bu sorunlara ilk çare(?) yine batıdan geldi. Sosyal medyada yaygınlaşan minimalizm ile sorunlarımızın farkına vardık ve sadeleşmeye gittik. Oysa biz zaten nehir kenarında abdest alırken bile israft etmemeyi nasihat eden bir Peygamberin sallahu aleyhi ve sellem ümmetiydik. O kadar ki bu konuda ayetleri, hadisleri, sahabelerimizin, alimlerimizin, evliyalarımızın hayatlarını anlatmakla bitiremeyiz. Nitekim bunları camilerde, televizyonlarda duyduğumuz halde bir türlü hayat geçiremiyoruz. O yüzden bu yazıda sizlerle günlük hayata uyarlayabileceğiniz tavsiyeler paylaşmak istiyoruz. Sizleri, hep birlikte minimalizme değil, özümüze dönmeye davet ediyoruz.

1. Sorun Nerede?

İnsanın en değerli sermayesi ömürdür. Karşılığında ömrümüzü vererek para kazanırız. Her ne kadar “Parayla saadet olmaz” edebiyatına yapsak da ‘para’ ekmek kadar, su kadar, ömür kadar nimettir. Çünkü ömrümüzü vererek para kazanırız, para vererek de ekmek, su gibi ihtiyaçlarımızı satın alırız. Sorun paranın kendisinde değil, onu hırs ve arzularına araç kabul eden insandadır. Önce kazanmak için ömrünü harcar, sonra satın alacağı şey için alışveriş merkezlerini gezerek yine ömrünü harcar sonra satın aldığı şeyi yıkamak, dolaba dizmek, bakımını yapmak, tozunu almak için ömrünü harcar sonra onunla mutlu olduğunu zannetmek için ömrünü harcar ve nihayetinde sıkıldığında ondan kurtulmak için yine ömrünü harcar. Tüm bunlar sırasında ilim öğrenip bilgece yaşamak, ibadet ederek Allah’ın sevdiği abid kullardan olmak, hayır hasenat yapmak, sevdikleriyle neşeli vakitler geçirmek fırsatları elinden kayıp gittiği gibi satın aldığını ödemenin stresi ve alacağının hırsı ile hiçbir zaman mutlu olamaz. Farz edin ki babanızın size verdiği para ile geçiniyorsunuz ve babanız aniden vefat etti. Daha önceden satın aldığınız şu veya bu eşya var ya, hani almasanız da olurdu çünkü alternatifi zaten sizde vardı. Onun karşılığında aslında para öderken babanızın ömrünü vermiştiniz. Hala onu satın almış olmak ister miydiniz? 

2. Gerçekten 'Eski' Mi?

En son ne zaman bir eşyanız kırıldığı, bozulduğu veya yırtıldığı için kullanmayı bıraktınız? Hatırlayabildiniz mi? En iyi ihtimalle bir kaç örnek aklınıza gelmiştir. Peki ya diğerleri? En büyük problemlerimizden biri eşyalar henüz kullanılabilecek durumdayken kullanmayı bırakmamızdır. Oysa kullanılamayacak hale gelmiş bir eşya bizi mutlu etmelidir. Çünkü bu, o eşyaya hakkını verdiğimizi gösterir.  Hani bir deney vardı, akvaryuma koyulan cam bölme kaldırılınca; balıklar, hala bölmenin var olduklarını sandıkları için karşı taraf geçmeye çaba harcamıyordu. Aynen bu şekilde zihnimizde bir sınır var. Bir ayakkabı eskimese dahi asla üç yıldan fazla giyilemez gibi düşüce hatalarımız var. Mehmet Dinç ‘Yanı Başımız Hayat’ kitabında; bir büyüğünün “Ben bu şalvarı on üç senedir giyiyorum, bir on üç sene daha giyerim” deyişinden bahsediyor. Sahi biz hiç on üç yıldır kullandığımız bir eşyaya sahip miyiz? Eşyaya karşı bu vefasızlığımız neden? İki gün sonra pörsüyecek kıyafetler alıp en kısa zamanda ondan kurtulmanın yollarını arıyoruz. Oysa kalitelisinden alınan bir kıyafet, mont yada bot, bakımı yapılarak, yıkama koşullarına uyularak on küsür yıl giyilebilir. Bir kol saati, bir çanta ömür boyu kullanılabilir. Sizleri ‘eski’ kavramını sorgulamaya davet ediyoruz.

3. Gerçekten İhtiyaç Mı?

Sizin neye ihtiyacınız olduğu markaların umurunda değil. Eskiden dört mevsim ve dört sezon varken şimdi iki haftada bir mağazalar sezon değiştiriyor. Sırf bir kere gördüğünüz şeyi bir daha gittiğinizde bulamayın ve görür görmez almak mecburiyeti hissedin diye tükenmeyen eşyalar bile depoya kaldırılıyor. Dolabınız kıyafetlerle ve diğer eşyalarla dolarken siz zengin hissettiriliyorsunuz. Onca ufak tefek ve kısa sürede bozulacak çin malı ürüne para verdiğiniz için birikim yapıp belki başınızı sokacak bir eve bile sahip olamıyorsunuz. Bunun yanında dolabınızdaki onca kıyafetten ancak bir kaçını sürekli giyiyorsunuz. Gelin bu işe bir son verelim. Bir sene boyunca alışveriş yapmadan kendinizi gözlemleyin ve neleri daha çok kullandığınızı, ne tarz ürünlere gerçekten ihtiyaç duyduğunuzu belirleyin. Kullanmadığınız ürünleri bir kenara ayırın ve bir sene boyunca hiç kullanmadıysanız bir daha benzeri ürünler almayın. Bir şeyi satın almadan önce arzu mu oksa gerçek bir ihtiyaç mı olduğunu tespit edebilmek için kendinize üç gün tanıyın. Çok pahalı bir ürünse (teknolojik aletler gibi) bir hafta veya daha uzun bir sürede de kendinizi sorgulayabilirsiniz. Kendinize şunları sorun: Bu ürün olmadan yaşayabilir miyim? Herhangi bir alternatifine sahip miyim? Bende bu ürünün benzeri varsa ve bozuk ise tamir ettirebilir miyim? Burada kural şudur: Tamirat masrafı yenisini alma masrafının yarısını geçmemeli. Eğer geçiyorsa eski olanı geri dönüşüme verip yenisini alabilirsiniz.

4. Ne Giydiğiniz Kimsenin Umurunda Değil!

Mark Zuckerberg ve Steve Jobs’u bilirsiniz. Onlar gibi daha bir çok CEO sürekli aynı şeyleri giyerler. Bunun sebebi önemli işlerinin çok fazla olması ve zihinsel enerjilerini basit bir kıyafet seçimi için tüketmek istememeleri. Amerika da yapılan bir araştırmaya göre bir grup üniformalı taraftarın arasına başka bir takımın üniformasını giyen birkaç insan gönderilir. Sonuç: kimse kimsenin ne giydiğini hatırlamaz. Evet on yıl sonra hiç kimse sizi kıyafetinizle hatırlamayacak. Önemli ve kalıcı olan insanlarla nasıl ilişkiler kurduğunuzdur. Temiz ve düzenli olduğunuz sürece ne giydiğiniz umurlarında değil. Bu şu demek oluyor: daha az kıyafetle yaşayabilirsiniz.

5. Alışveriş Tavsiyeleri

Toptan alışveriş yapmayı deneyimleyin. Bir sene boyunca gerçek ihtiyaçlarınızı belirleyin. Örneğin: on kalem, iki top kağıt, 30 çift çorap, bilmem kaç tane iç çamaşırı… Bu ve benzeri şeyleri yaşadığınız şehirlerdeki toptan satış yapan yerlerden çok uygun fiyata alabilirsiniz. İhtiyaçlarınızı standardize edin. Liste yapmadan asla alışverişe çıkmayın. Merket alışverişlerine tok karna ve yine listeyle çıkın. İndirim, kupon, para puan vs kovalamayın. Bir şeyi gerçekten ihtiyaç olduğu durumda almak en doğrusudur. Para puan tarzı sistemler size daha fazla alışveriş yaptırmayı amaçlar ve ihtiyaç fazlasını satın alırsınız. Aynı zamanda sistemlerine sizi kaydederler. Hakkınızda google’da ne aradığınıza varana kadar veriler toplanır. Bir çocuğunuz olduğunda bir de bakarsınız ki karşınızda bebek kıyafeti reklamları! Bir şey indirimde veya öylesine karşınıza çıktı diye almayın. Neye ihtiyacınız olduğunu bilin.

6. Kredi Kartı Meselesi

Arkadaşlarınız sizi dışarıya davet etti ama hiç paranız yok. Olsun kredi kartınız var(!). Kredi kartıyla harcadığınız kendi paranız değildir, başkasının parasıdır. Bu yüzden yeterince üzerinde düşünmeden alışveriş yaparsınız. Gelin şu kredi kartından kurtulun. Çözüm çok basit: paranız yoksa o şeyi almayın. Bir sonraki ayı bekleyin. Hayatınızdan stresin ne derecede azaldığına hayret edeceksiniz.

7. Kiralayın-Ödünç Almayı Deneyin

Hayatınızda kaç kere duvar deleceksiniz? Yeni taşındığınızda ve bir daha taşındığınızda… O kadar. Bunun için matkap satın almanıza gerek yok. Ömrünüzde sadece bir kaç kere kullanacağınız şeyleri satın almayın Birinden ödünç alabilir, bir tadilatçı çağırabilir veya kiralayabilirsiniz.  Bunun yanında emek hırsızlığı yapmamaya dikkat edin. Filmlerin sonunda akan isimler öylesine yazılmıyor. Bunu ücretsiz bir şekilde, herhangi bir siteden izlemenin bakkaldan bir şeyler çalmaktan bir farkı yok. Hatta birincisi daha büyük bir hırsızlık. Aynı zamanda izlediğiniz sitelerdeki saçma kumar reklamlarına maruz kalmanız da cabası. İnternet üzerinden yapılan hırsızlıklar konusunda dikkatli olun. Kıyamet günü onca insanla helalleşmek istemezsiniz.

8. Dışarıda Harcanan Para

Herkesin bir su matarası, bir çay-kahve termosu ve sandviç için bir saklama kabı olmalı. Böylelikle doğada 600 yılda yok olan plastik şişeleri alıp doğaya atmaktan, sağlıksız yiyeceklere bir sürü para harcamaktan kurtulursunuz. Ayrıca arkadaşlarınızla bir yere gittiğinizde canınız istemediği halde sırf ortama uyum sağlayabilmek için bir şeyler yemek zorunda hissetmeyin. Hayır demeyi öğrenin. Kapalı ve bunaltıcı ortamlarda görüşmek yerine piknik alanlarını ve bahçeleri tercih edebilirsiniz. Ara sıra dışarıda bir şeyler yeyip içmek iyidir ancak abartmamakta fayda var. Dışarıda yeyip içtiğinizden tasarruf edebilirseniz, bu parayı kültürel ihtiyaçlarınıza veya sadaka vermeye ayırabilirsiniz. Siz kafede bir pasta yemezseniz ölmezsiniz ama dünyada susuzluk ve açlıktan ölen insanlar var. 

9. Az Parayla Yaşamanın Yolunu Bulun

Satın alma orucu tutun. Mataranıza suyunuzu yanınıza sandiviçinizi ve cebinize harcanmamak üzere beş liranızı alıp dışarı çıkın. Bir hafta her gün bu şekilde dışarı çıkarak hiçbir şey satın almadan yaşamaya çalışın. Bir şeyi satın almak için şiddetli bir arzu duyuyorsanız oturup sahip olduklarınızın listesini yapın. Sahip olduğunuz herhangi bir defterden kaşığa varana kadar her şeyi yazın. Muhtemelen sıkılıp listeyi tamamlayamayacaksınız ancak alışveriş hastalığından kurtulmak için ne kadar çok şeye sahip olduğunuzu anlamanızda fayda var.

10. Bolluk ve Bereket İçin Tavsiyeler

Para kazanmak için ömrümüzü verdiğimizi söylemiştik. Bu sebeple paraya değer verin. Çantanızın veya cebinizin içerisinde buruşuk kağıt paralar ve yerlere saçılan bozuk paralarınız olmasın. Düzenli bir şekilde yerleştirin ve özen gösterin ki bilinç altınıza paranın değersiz olduğu dolayısıyla kısa bir süre sonra atılacak önemsiz bir eşyanın alınabileceği fikri yerleşmesin. Her ay gelir ve giderlerinizi, ihtiyaçlarınızı yazın. Sadaka ve birikim için para ayırın. Bunun formülü şu değildir: (Gelir)-(gider)=(sadaka+birikim). Asıl uygulamamız gereken formül şudur: (Gelir)-(sadaka+birikim)=(gider). Bu formülü uygulamanız için kaç paraya sahip olduğunuzun bir önemi yok. 10 liranız varsa on lira için uygulayabilirsiniz. Sadaka ve birikimi ayırdıktan sonra kalan parayı ihtiyaçlarınıza ayırın. Verdiğiniz para ne sizi fakir eder ne de başkalarını zengin eder. Bolluk ve bereket istiyorsanız Allah’ tevekkül edin. İnfak edilen paranın asla sizden eksilmeyeceğini ve kat kat geri döneceğini göreceksiniz. Birikimlerinizle kültürel ihtiyaçlarınızı karşılayabilir veya kolayca harcanamayacak altın vb almak gibi yatırımlar yapabilirsiniz. Siz zenginleştikçe ümmet de bundan fayda görsün. Bu ümmetin zengin insanlar da ihtiyacı var. 

Bu İçeriğe Emoji İle Tepki Ver

İlginizi Çekebilecek Diğer İçerikler

7 yorum var.

  1. 1
  2. 3

    Özellikle günümüzde tüketim çılgınlığına dair güzel bir yazı olmuş.
    Şu soruyu sormak önemli : “Ben bunu satın almazsam hayatıma devam edebilir miyim ? “

  3. 5
  4. 7

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacaktır.

Bu HTML etiketlerini ve özniteliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>